Yeni Çağ Öğretileri

Bilinmeyen.Com Yeni Çağ Kategorisi / Yeni Çağ Öğretileri bölümü

Bir Yeni Çağ Bilgesi; Shirley Mac Laine


SHIRLEY MACLAINE

SOKAK KIZI İRMA´DAN, UZAYLILAR´A VE REENKARNASYON´A GİDEN YOL..KİTAPLARI MİLYONLAR SATAN DÜNÜN SİNEMA OYUNCUSU SHIRLEY MACLAINE , GERÇEK BİR YENİ ÇAĞ BİLGESİ Mİ? YOKSA, YOLUNU ŞAŞIRMIŞ BİR TOPLUM KAÇAĞI MI?

1980´lerin ortalarında dünyaca ünlü bir sinema oyuncusunun yani Shirley MacLaine´in etkin ve çok açık bir biçimde dünyaya ilan ettiği Yeni Çağ´a katılım çağrısı şaşırtıcı oldu. Toplum çok büyük ün sahibi sanatçıların her ne kadar, uçuk ve sıradışı davranışlarına alışkınsa da, Mac Laine alışılmış örneklerin dışında biriydi, adı skandallara karışmamış, uyuşturucu ve seks gibi yıkıcı etkilerden kendini koruyabilmişti. Her ne kadar, zaman zaman Sinatra klanıyla olan ilişkileri yönünden Mafya suçlamalarıyla karşılaştıysa da, ortada elle tutulur birşey yoktu. Ve o, artık geçmişte olanlarla ilgilenmiyor, yeniden doğuşunun mutluluğunu yaşıyordu. Mac Laine´in mesajı kendinden önce Uzak Doğu inançlarına kapılan eski Beatle John Lennon, Bob Dylan, David Carradine gibilerine benzemiyordu, ya da Joan Baez gibi agresif bir protest mesaj veya Janis Joplin gibi hard bir isyan söylevi de vermiyordu. Jane Fonda gibi, düzene uyumlu bir muhalif de değildi. Son derece soğukkanlı, kendinden emin ve sevgi doluydu. Korkusuzca çok ileri gidiyor, geçmiş yaşamlarını anlatıyor, yaşadığı metafizik deneyleri tam bir doğaüstü olay çapında sergiliyordu. Oysa ki, yaşadığı ülkede yanı ABD´de bu tür konular en düzeysiz boyutta sergilenirken, MacLaine hiç di umutsuz değildi.

Bir dahiyle söyleşi..

Shirley MacLaine´in Reenkarnasyon ve Dünya Dışı Canlılar´la ilgili iddiaları tartışılır, bunlar bilimsel temellere dayanmasa da hoş ve kendinden emin anlatımı yüzünden anlam kazanıyor. Birçok araştırmaya ya da en azından merak çizgisinde açıklamalar getirirken yepyeni konulara da yol açıyor. "Going Within" adlı kitabında sakat Astro-Fizikçi dahi Stephen Hawking ile bir görüşmesi dikkat çekicidir, motor nörön adı verilen çaresiz ve acımasız bir hastalığın pençesinde gittikçe yokoluşa doğru giden dahi astro-fizikçi Hawking, Cambridge´deki çalışma ortamında ünlü yıldıza kesin, net ve asla taviz vermez bir ifadeyle "Geçmiş 15 milyar yılı kanıtlayabilirim.. ve bunu anlattım.. bir milyon yıl evvel insanlar belirli koşullarda tekamül ettiler ama koşullar şimdi çok farklı.. kendi kendimizi yok etme şansımız çok büyük.. aksine gelişim çok yavaş, Antik Yunanlılar dahi bizim bilimimizi anlayabilirlerdi.. " diyordu. MacLaine, buna karşılık koşulların değişmesi halinde umut olacağı düşüncesindeydi ama dünyanın en önemli beyni sayabileceğimiz Hawking pek umutlu görünmüyor ve devam ediyordu; "Koşullar, eğer biz önce kendimizi yok etmezsek değişecektir ama hala ilkel kabileler gibi davranıyoruz.. yok olma tehdidinin şimdiye kadar pek etkili olduğu söylenemez, evrenin ölçeğini anladığınızda, insanların arasındaki kavga ve çekişmeler çok önemsiz görünüyor.. evren ve içindeki herşey iyi tanımlanmış yasalarla açıklanabilir.. raslantı yoktur, doğru.. bizim davranışımız ise belirli koşullarda tekamül eden insan doğasının bir parçasıdır.. evren iyi tanımlanmış bir düzendir.."

Söylevin tarzı ve amacı

Stephen Hawking evrenin amacını matematik yönden kanıtladığından emindir, Tanrı´yı dışlamamaktadır ama O´nun ne ve nasıl olduğu konusunun üzerinde durmaz asıl merak ettiği Yaratıcı´nın ne düşündüğüdür. Hawking metafiziğe inanmamakta ve ölümün kesin bir son veya yokoluş olduğu düşüncesinde. Onun kadar önemli bir bilim adamının ruhsal bir evrene inanan Shirley MacLaine ile uzun uzun tartışması ve yoruma açık destekleyici bilimsel kapılar açması dikkat çekicidir. İşte burada Shirley Mac Laine´in dünya çapındaki saygınlığı ortaya çıkar, inançlarını savunmakta ama cılkını çıkarıp kendini de maskara yerine koymamaktadır. Onun kitaplarını, fikirlerine, iddialarına katılmasanız dahi okumak gerekir çünkü bir türlü söyleyemediğimiz, itirafdan kaçındığımız oysa çok iyi bildiğimiz şeyleri söylemektedir. Ama bunu yaparken de, ne medyum olduğunu iddia eder, ne de uzaylılar tarafından görevlendirilen özel biri olduğunu. Öylesine duru bir söylevle yaşamının nasıl anlam kazandığını ortaya koyar. İşte bu tarzı sayesinde de, binlerce medyumdan da, sayısız ruhsal tebliğ kakafonisinden de ötede ve ikna edicidir.

Demokrasinin tehlikeli mi?

MacLaine´in toplum için söylediklerini kaçınılmaz bir biçimde tekrarlamak zorundayız, burada kendimizden, yaşadığımız çevreden ve toplumdan bildik örnekleri görüyor ve ister istemez etkileniyoruz;

"..ilerlemenin ertelendiği durumlarda acı çektim, barış örgütleri için çalıştım, savaşı protesto ettim, bir feminist oldum, haksızlığa uğramış insanları savundum, Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak endişe duydum.. gazetecilerle dolaşarak onlar gibi insafsızca soru sormayı öğrendim, basını hükümetin bekçiliğini yaparken izledim ve her iki tarafında çürümüşlüğü karşısında üzüntü duydum.. belki de demokrasinin oluşturduğu özgürlük ortamı bu gerilimi doğuruyor, çünkü bu ortam özgür seçimlerin doğurduğu otoriter kültürlerde ve din tarafından yönetilen toplumlarda karışıklıkları, zorlukları, sorumlulukları ve rakabetçiliği yaratıyor.

Devlet veya din kurumları tarafından yönetilen bir topluma karşı, özgürlük, toplumda yeri olan bireylerden oluşan bir toplum için ödediğimiz bedel ve çeşitli karışıklık ve gözlüklerdir. İşte bu, toplumun kendisinde olduğu gibi bireyde de gerilim yaratır.. eğer toplumsal değişimi, dönüşümü gerçekten arzu ediyorsam, işe kendimi değiştirmekten başlamam gerektiğini idrak ettim.. belki sevgiyle olabilir ve binlerce yıllık renk, enerji ve ses işlemlerini ve tekniklerini kullanarak kendi içimize yönelirsek kim olduğumuzu daha çok hatırlar ve başlangıçta hepimiz orada olduğumuz gerçeğiyle aydınlanırız. Bundan dolayı biz biriz, bundan dolayı biz Tanrı´nın parçasıyız , bundan dolayı her birimiz doğuştan uyumluyuz ve içimizdeki Tanrı´yı ne derinlikte tanır ve kabullenirsek , bu uyumu da o ölçüde tanırız. Bu derin idrakle belki kendi kendimizin yolundan çekilerek gerçek kimliğimizin sevgi dolu ve kusursuz düzenlenmiş sihirine güvenebilir ve hayatımızı bu farkındalıkla yaratabiliriz. Bu yaklaşım, tartışmasız biçimde tasavvufun bir boyutudur, Shirley MacLaine, kendinden çok önceki Yeni Çağ ustalarını, Yunus Emre´yi, Mevlana´yı, Pir Sultan´ı bilse de bilmese de onların gerçeğini bir başka lisanla ve tarzla dile getirmektedir. Fazla söze gerek var mi? Ötesi Shirley´in kitaplarında...

Kristal çocuklar

Yeni bir Güneş doğunca; bilinçler değişecek, dünyanın ekseni ve manyetik kutuplar yer değiştirince iklimler değişecek, genetik yapımız etkilenecek; yeni bir insan nesli ortaya çıkacak. Bilinç düzeyleri bu yeni titreşim alanına ve manyetik yükselişe uygun olmayanlar, önümüzdeki 6 yıl içinde hastalıklar ve bilinçsizliğin neden olduğu kitlesel kazalarla ortadan kalkacaklar. Ya kalanlar? Onlar Yeni Çağ´ın yeni insan nesli...  Geçen hafta İndigo Çocukları konuştuk, bu hafta ise Kristal Çocukları konuşacağız..

Kahinlerin ve astrologların en önemli sorunu önlerindeki çeşitli olasılıklardır, bu yüzden geleceğe yönelik tahminler yaparken, olabildiğince esnek ve çok anlama yönelik tahminlerde bulunurlar. Örneğin borsa ile ilgili tahminlerin yapılabilmesi için, bilimsel veriler gerekmektedir ama bu doğru verilerin gösterdiği doğrultuda, geleceğe yönelen eğrinin bir yerinde normaldışı bir karar verilmekte ve birşey değişmektedir; o zaman da eğim normalliğini yitirerek, farklılaşmaktadır. Eğer bu bir grafikse, sadece bir gelecek tahminidir ama bir gelecekçi için daha farklı şeyler de vardır ve özellikle de bilincin rolü önemlidir. Ama bu tür bir bilinç yeteneği herkesde yoktur; bu yeteneğe "Öngörü" denir...
  
Geleceği görebiliyoruz...
Klasik tanımlama olarak bir Öngörücü, olayları önceden görür yani zamanından önce görür ve aynı zamanda da detayları da vermeye çalışır. Bu tanımlama doğrultusunda, gelecekçiliğin "futurism"  tanımı istatistik olasılık çalışmalarıyla, geleceği bir film gibi görme yeteneğinin birleşmesi şeklindedir. Böylesine bur bütünlüğün sağlandığı noktada, olaylar daha kesindirler, medyumların gelecek tahminlerindeki en büyük sıkıntısları veya yanılgıları bu birleşmeyi yapamamaları yüzündendir, geçmiş hakkında yeterince bilgileri yoktur ve bu nedenle de geleceğe yönelttikleri tahmin eğrisi eksik ya da hatalıdır. Uyandığınız zaman rüyanızı hatırlar, bir yere yazar, gerektiği anda hatırlar, her istediğiniz anda yeniden yaşar ve başkalarıyla tartışarak, ne anlama geldiğini soruşturursunuz; Bilinçaltından gelen küçük bir ses, bize birşeyler söyler ama bu ses her zaman aynı değildir, farklıdır, bu bir ilişkidir ama nereyle diye sormak gerekir. Ruhla, akıp giden bilgi arasında bir ilişki oluşmaktadır ama koşulların ne olduğunu bilmiyoruz. Bu kişiye özgün birşeydir. Ama bildiğimiz tek birşey var; Geleceği görebiliyoruz.      
 
Nostradamus, kutupsal değişimin sert, yıkıcı ve olağanüstü etkilerinin ayrıntılarını veriyor; önce iklimler değişmeye başlayacak sonra genetik kodlar değişmeye başlayacak, dünyanın vibrasyonu yani titreşimi etkileneceği için, daha yüksek bir frekansa geçilecek. Dünyadaki tüm manyetik araçlar etkilenecekler, insan beyninde etkilenmeler olacak, kollektif bilgi algılaması bazı insanlarda artarken, bazılarında yok olacak, bu yeni bir bilinç alanına geçiş anlamına gelecek. Bütün bu yaklaşım akla benzer ruhsal mesajları getiriyor; yani yeni bir bilinç alanının sonunda ortaya çıkacak olan yüksek bir ruhsal vibrasyon; bu titreşime uyum sağlayamayanlar büyük olasılıkla delirecekler ve bu çok ani olacak yani bilinçsel değişim azar azar olmayacak. Dini bir kehanette, herşeyin göz açıp kapayıncaya değişeceğinden söz ediliyor.    
 
Bazı insanların ötekilere göre daha iyi adapte olacakları çünkü onların bilinçlerinin daha güvenilir ve sağlıklı olduğu belirtiliyor. 1920-30 ve 40´larda doğanlar için zaman boldu ama 1987 bir dönüm noktasıydı; kaynaklara göre bu yıllardan sonra ölenler kurtuldular; sonrakiler "Ne zaman?" korkusunu yaşayacaklar, 1987´den sonra doğanlar ise, değişimi yaşamaya mahkumlar, belki bazıları değişimden yararlanacak ama ötekiler zor zamanlar yaşayacaklar ve bu zorluk hastalıklar şeklinde başlayacak, özellikle de vücudun elektriksel sisteminde. Yeni hastalıklar ve salgınlar göreceğiz; ayrıca çok büyük kazalar yaşanacak; bunun da nedeni elektriksel dengesizler olacak. Kitlesel kayıplardan söz ediliyor, öteki kahinler de milyarların öleceğini öngörmüşlerdi ve şimdi de son soru; Ne zaman? Cevap, 1998-2012 arasında.

Ya kalanlar ne olacak?Onlar tüm kollektif insan dönüşümünü yaşamış ve başarmış olarak müjdelenen Yeni Çağ´ın öncüleri olacaklar; 1980’lerde tümüyle yeni bir enerji sisteminin yeni bir insan ırkı yaratacağı söyleniyordu, herşey ama herşey değişecek deniyor ve ekleniyordu; "Bir başka gezegene gitmiş gibi olacaksınız, yüksek zekalı insanların doğduklarını göreceğiz ve ihtiyacımız olan gerçek zeka o zaman ortaya çıkacak. O zaman kendimizin olağanüstülüğünü algılamış olacağız." Kehanetler hem dehşet verici, hem de umut dolu; değişimi isteyenlerden birisiyseniz, mesele yok ama o zaman da sağ kalabilmemiz gerek yoksa Yeni Çağ´a ön kapıdan giremeyeceğiz. Ya yanılır da, önümüzdeki 10 yıl içinde birşey değişmezse, o zaman ne olacak? Hiç birşey olmayacak tabii ki sadece güven azalacak ve yeni öngörüler başlayacak. Ama olaylar gerçekleşirse işin rengi değişecek, hele bir de bilinçsel değişime hazırsanız hiç sorun kalmayacak...

Ne denmişti? "Bir başka gezegene gitmiş gibi olacaksınız, yüksek zekalı insanların doğduklarını göreceğiz ve ihtiyacımız olan gerçek zeka o zaman ortaya çıkacak. O zaman kendimizin olağanüstülüğünü algılamış olacağız.”

Kimler bu doğacak olan yüksek zekalı insanlar? Geçen hafta İndigo çocuklar ve gençler demiş ve anlatmıştık. Ama İndigo çocuklar 1994’den önce doğmuşlardı, peki ya sonra doğanlar? Yani 1994’den sonra doğan ve şu anda en büyüğü 11 yaşında olan çocuklar? Cevabı biliyoruz çünkü onlara Kristal Çocuklar deniyor...

Onları tanımak...
Kristal Çocuklar’ı nasıl tanıyacağız? İlk bakacağımız yer onların gözleridir, iri, etkili, anlamlı ve bilge gözlere sahiptirler. Mutluluk ve sevinç verirler, bağışlayıcıdırlar. Kristal Çocuklar büyükleri olan İndigo Çocuklar’la, benzer özellikleri paylaşırlar. İndigoların ruhları savaşçıdır, amaçları eski düşünceleri yani önceki eğitim, yönetim ve yasal sistemleri yok etmektir. Başlıca düşmanları psikiyatrik tedavilerdir, onlara ilaç tedavileri uygulandığında duyarlılıklarını, ruhsal yeteneklerini ve enerjilerini yitirirler. Kısacası İndigolar’la gerçekten DES (Dikkat Eksikliği veya Dikkat Eksikliği Hiperaktiflik Sendromu” tanısı konulan çocukların ayırdedilmesi gerekmektedir.

Aura renkleri...
Ama Kristal Çocuklar farklıdırlar, çok mutlu, bağışlayıcı ve sakindirler. İndigoların savaşarak açacakları ve temizleyecekleri yoldan geçerek daha güvenli bir dünyaya gitmektedirler. İndigo ve Kristal tanımları, aura renklerinden ve enerji kalıplarından kaynaklanmaktadır. İndigo Çocuklar’da indigo mavisi vardır, bu renk iki kaşın arasında yer alan üçüncü göz şakrasının rengidir. Bu şakra ile durugörü güçleri vardır. Ama Kristal Çocuklar’da kuvartz kristalinin prizma etkisi vardır, auraları pastel tonlarda çok renkli ve harelidir. Kristallere ilgileri büyüktür zaten tanımlarının nedeni budur.

 

Kristal Çocuklar’ın özellikleri;

* 1995’den sonra doğmuşlardır,
* Uzun, yogun ve dikkatli bakan gözleri vardır,
* Kişilikleri manyetiktir,
* Çok sevecendirler,
* Müzikten etkilenirler ve şarkı söylerler,
* Özgün bir işaret dili kullanırlar,
* Telepattırlar, düşündüğünüzü hissederler,
* Şefkatli, duyarlı ve empatikdirler,
* Konuşmaya başlayınca geçmiş yaşam anılarını anlatırlar,
* Sanatçı ve yaratıcıdırlar,
* Sebze ve meyveleri tercih ederler,
* Denge duyguları mükemmeldir,
* Onlara otizm veya asperger tanısı konulabilir,
* Geç konuşurlar.

Çağımızda İndigoların etkisi nedeniyle, sezgilerimizin ve düşüncelerimizin daha çok çok farkında olacağız. Bunun kanıtları ortadadır, günümüzde özellikle paranormal konulara olan ilginin gittikçe artma nedeni budur, tv, kitaplar, sinema gibi... İşte İndigoları izleyen Kristaller’in daha çok ruhsal yetilere sahip olmaları bu yüzdendir. Geç konuşurlar çünkü zihinsel iletişim güçleri vardır.

Çevre etkileri...
Kristal Çocuklar’a bebekken dikkat etmelisiniz, ben bir tanesini tanıdım ve hakikaten inanılmazdı. İnsanları hep öpmek istiyorlar, herkese karşı sevecen ve şefkatliler. Yüz ifadeleri, sözleri ve davranışları hep olumlu, çevrelerine mutluluk, neşe ve moral veriyorlar. Yaşlı insanlara manyetik olarak yöneliyorlar sanki bilgeliği ve dinginliği hissediyorlar. Dünyamızın şu anda en çok muhtaç olduğu şeyi yapıyorlar yani bağışlayıcılar. İndigo ağabey ve ablaları davaları için savaşırken onlar Gandi gibiler, bir tartışma ortamında arkalarını dönüp gidiyorlar ve affedici bir tavır sergiliyorlar. Hatta içlerinde neden tartışmaya gerek duyulduğunu soranlar bile çıkıyor. Üç yaşında bir Kristal Çocuk, kendisine vurmak isteyen arkadaşına sert ve otoriter bir sesle; “Hayır, dur ve bana vurma çünkü ben senin arkadaşınım.” Diyebiliyor, 

Onlar otistik mi?
Bu çocuklara otistik tanımı konulması hatadır, otistikler genelde insanlardan kopuk kendi dünyalarında yaşarlar ve ilgi duymadıkları insanlarla konuşmazlar. Oysa Kristal Çocuklar tüm insanlık tarihindeki en sokulgan, ilgili, konuşkan çocuklardırlar. Görülmedik bir sevimlilik, sevecenlik ve duyarlılık gösterirler. Onlar otistik değil, awetistik yani saygı ve sevgi uyandırıcıdırlar. Bu nedenle bizler bu çocukları hasta diye utandırır ve ilaçlarla utandırırsak, ilahi bir armağanı hem reddetmiş olur, hem de geleceğin üstün uygarlığını yıkmış oluruz. İşte İndigolar’ın düzene karşı açtıkları savaş bu nedenledir, önemli bir amaçları da Kristaller’i korumaktır. Ve bilin ki. Kristal Çocuklar anne babalarını özel olarak seçmektedirler. Kristal Çocuklar’a hamile olan anneler, çoğu zaman çok özel olaylardan söz etmekteler. Bu anneler özel rüyalar görmekteler, hatta bazı annelerin önceden varolan hastalıkları iyileşmektedir.

 

Odaklanma veya konsantrasyon yeteneği...
Kristal Çocuklar bazen ebeveynlerini duymaz görünürlür, bu olay daha çok doğada bulundukları anlarda görülür. Aslında otistik tavır zannedilen bu olay gerçekte farklıdır, onlar o anlarda dünyadan geçici olarak koparlar. Örneğin tv seyrederken, açık havadayken, hayvanlarla oynarlarken bunu sık sık yaparlar ve anne babalarını duymazdan gelirler, uzun uzun çiçeklere, yapraklara, hayvanlara bakarlar. Ayrıca teknolojide  onlar için önemlidir, ne olursa olsun teknolojik herşeye kendilerini kaptırırlar. Kristal Çocuklar’ın bu yetenekleri gelecekte lider olduklarında yararlı olacak olan odaklanma veya konsantrasyon yeteneğidir.

Pozitif düşünmelisiniz...
Bu çocuklar, büyürken insanları değerlendirdiklerinde kendi sezgilerine öncelik verirler. Bir radar gibidirler. Onlardan düşünce ve niyetlerinizi pek gizleyemezsiniz. On yaşlarında bir Kristal Çocuk, bilmez görünse bile gerçeğin farkındadır. Ne yazık ki bazen bu duyarlılık aşırı ve zarar verici olabilir. Bu nedenle, onların yanında olabildiğince pozitif düşünmek ve gerilimli ortamlar yaratmamak gerekir. Hatta bazı Kristal Çocukları çok insanla karşılaştırmamak bile gerekebilir. Aynı şey yaşadıkları çevre için de gereklidir, onların yanında çok sert, şiddet dolu filmler izlemek zararlı olabilir.

Başkalarının duygularını, kendi duyguları gibi hissediyorlar...
Bir diğer ilginç yetenekleri gezegenin ortak enerjisini algılayabilmeleridir. Büyük kitlesel korkuları, dünyayı etkileyen olayları hissederler, moralleri bozulur, heyecanlanabilir hatta hastalanabilirler. Onbir Eylül’deki İkiz Kuleler saldırısında, felaketi yaşanırken hisseden ve ardından ciddi bir şekilde hastalanan çocuklar kayıtlara geçmiştir. Unutmayın ki Kristal Çocuklar, bizler ve İndigolar gibi değiller, onlar başkalarının duygularını, kendi duyguları gibi hissediyorlar. Hiç bir görünür neden olmadan huzursuzlanan ve hasta olmaya başlayan bir Kristal Çocuğu sakinleştirmelisiniz, onunla konuşun, sıcak ve koruyucu etkiler verin ve muhakkak yakınında, çevresinde hatta oyuncaklarının içersinde bir doğal kristal parçasını bulundurun, onunla oynamasını sağlayın. Ama dikkat edin, küçük taşları yutabilirler, taşın kenarları yuvarlatılmış olmalı, keskin olmamalıdır. Ve onlara bu taşları fırlatmamalarını da öğretmelisiniz.

Yüksek duyarlılık...
Bu duyarlılık sadece ruhsal değildir, Kristal Çocuklar fizik olarak da farklı ve duyarlıdırlar. Örneğin yüksek seslerden, gürültüden, kalabalık içinde bulunmaktan, çok sıcak veya soğuk ortamlardan, dağınıklık ve düzensizlikten hoşlanmazlar ya da bunların bazılarından hoşlanmazlar. Onlara büyük alışveriş merkezlerinde dikkat edin, bir Kristal Çocuk böyle ortamlarda aşırı heyecanlanır, bu nedenle korunmalı, belli bir süre aşılmamalıdır. Ayrıca Kristal Çocuklar yapay ve kimyasal maddelere çok duyarlıdırlar, doğal sabunlar, gereğince bitkisel ilaçlar kullanılmalıdır.

Korunuyorlar mı?
İlginç bir olay da, Kristal Çocuklar’ın kolay yaralanmamaları ve korkmamalarıdır. İstisnalar dışında sanki korunmaktadırlar çok ciddi kaza veya saldırılardan birkaç sıyrıkla kurtulan çok sayıda Kristal Çocuk kayıtlara geçmiştir. Ama bunlar sizin tedbirsiz davranmanız demek değildir.
(IQ) testleri...
Şaşırtıcı hareket becerileri vardır, sözel ve sözel olmayan iki tür zeka ölçen Zeka Katsayısı (IQ) testlerinde Kristal Çocuklar’ın sözel beceri oranları düşük ama sözel olmayan beceri oranlarının yüksek çıktığı görülmüştür. İki oran biraraya getirildiğinde toplam IQ puanı yükselmektedir. Sözel beceri oranları düşük çıkarken, Kristal Çocuklar’ın olağandışı hareket becerileri görülmektedir. Bu beceriler, onların korkusuzluklarından ve araştırmacı olmalarından kaynaklanmaktadır. Korku alt benliğin veya egonun işlevidir, Kristal Çocuklar’ın korkusuzluğu ise onların ruhsal düzeylerinin yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Dünyayı tanır ve keşfederken kendilerine güvenmekte, sevmekte ve eğlenmektedirler. Çevrelerini tanırken araştırmaktan ve keşfetmekten büyük zevk alırlar...

Ekolojik çocuklar...
Kristal Çocuklar bizlere göre bedenleriyle daha çok ilgilidirler, buna dikkat ederler. Bu nedenle temiz hava, temiz su, tropikal bir atmosfer, bol ve taze meyve ve de sebze onlar için önemli ve çok yararlıdır. Anne ve babaların buna önem ve öncelik vermeleri gerekmektedir. Sanki geleceğin temiz dünyasını yaşamaktadırlar.

Duygusal şifacılar...
Bu çocukları tanımak için onların sevgi anlayışlarını ve tavırlarına dikkat etmeliyiz. Öylesine sevgi doludurlar ki, varlıkları bile şifa vericidir. Çok küçük Kristal Çocuklar bile, elleriyle, gözleriyle, davranışlarıyla içgüdüsel şifa dağıtırlar. Ebeveynlerinin hasta olmalarından hiç hoşlanmazlar ve onların bir an evvel iyileşmelerini isterler. Kristal Çocuklar, duygusal şifacı, teselli edici, şefkat ve hatta öğüt verici olabilirler. Doğal iyimser oldukları için çevresindekilere karanlığın içindeki ışığı gösterebilir ya da hissettirebilirler. Onlar bize sevgiyi alıp, kabul etmeyi öğretiyorlar. Bizim işimiz, onları ruhen beslemek, hissetmeyi öğretmek ve güveni öğretmektir. Ergenlik çağına geldiklerinde doğal sevecenliklerinin olduğu gibi kalmasına önem vermeli ve rehberlik etmeliyiz.

Parapşisik yetenekler...
Kristal Çocuklar’ın sık sık mistik konulardan söz ettiklerini duyabilirsiniz. Tanrı’dan, meleklerden, dualardan söz edebilirler. Sanki her birisi küçük birer filozoftur. Bazı Kristal’lerde pşisik yetenekler görülmüştür, örneğin psikokinezi yapabilirler yani bazı küçük eşyaları düşünceleriyle hareket ettirebilirler. Anne veya babalarına onların ilk anne ve babaları olmadıklarını söyleyen Kristal Çocuklar vardır. Elektronik araçları etkileyen Kristal Çocuklar da kayıtlara geçmiştir. Ama endişelenmeyin, her Kristal Çocuk böyle değildir, böyle özellikleri olmasa da bir Kristal Çocuk olabilirler. Onların telepatik yeteneklerine çok dikkat edilmelidir, anne ve babalarına veya diğer yakınlarına bazen o etkileyici gözleriyle uzun uzun bakmaları şaşırtıcıdır, bunu gözardı etmemek gerekir. Eğer dikkat edilirse birçok Kristal Çocuğun annesinin isteklerini kendisine söylenmeksizin yaptıkları görülmüştür. Bu yeteneklerin sergilenmesindeki amaç, insanlığın doğal yeteneklerinin hatırlanması şeklindedir.

Dolunayda...
Bu çocukların, dünyanın, doğanın, Ay ve yıldızların enerjisine güçlü bağları vardır. Bunun farkında olmayabilirsiniz ama onlar yıldızlı gökten ve dolunaydan çok etkilenirler. Ay’a adeta aşıktırlar, ona bakarak eğlenirler ve Ay’ın evrelerinde de etkilenirler, bazı Kristal Çocuklar’ın her gün normal uyudukları ama dolunay gecelerinde daha az uyudukları görülmüştür.

Farklılıklar...
Kristal Çocuklar’ı eğlendirmek için karmaşık ve pahalı oyuncaklar almanız gerekmemektedir. Onları açık havaya çıkarmanız yeterlidir. Daha büyük yaşlardaki Kristal Çocuklar’ın odasında gereksiz ve karmaşık bulduğu birçok oyuncağı götrüp çöpe attığı hatta satıp evcil hayvanlara vermek için yiyecek satın aldıkları görülmüştür. Onlar küçük yaştan itibaren çevreyi koruma içgüdüsüne sahiptirler, doğa onlar için çok önemlidir. Bu özelliklerini sözleriyle olmasa bile davranışlarından anlayabilirsiniz. 

Minerolojik destek alabilirsiniz...
Doğal mineral parçaları veya kuartz kristalleri çocuğunuzu sakinleştirebilir. İşte sizlere birkaç öneri; örneğin kabus görme ve uykusuzluk durumlarında çocuğun yastığının altında ametist bulundurun. Üzüntülü olduğunda bir parça pembe kuartzı ya göğsüne asın ya da kalbinin üstünde birkaç dakika tutun. Duygusal bunalım ve hırçınlıklarda, Aytaşı kullanın, alnına ve şakaklarına sürün. Konsantrasyonu azaldığında, zor ders çalıştığında bir parça akik taşını odasının bir yerine yerleştirin. Sabırsızlık krizlerine girdiğinde Rodonit taşını avucunda tutması yararlı olabilir. İletişim bozukluklarında Turkuaz veya mavi Agate taşları, etkili olacaktır.
Yeri gelmişken belirtmekte yarar var. Bir minerali satın aldıktan sonra dört saat süreyle güneş altında bırakın, birikmiş eksi enerjisi temizlenecektir. Güneş yoksa o zaman taşı, içine bir avuç deniz tuzu atılmış su dolu bir kaba koyun ama iki saatten fazla tutmayın. Bunu enerji temizlemek için ayda bir yapın.

Geleceğin süper sanatçıları...
Yine Kristal Çocuklar’a dönelim, onlar sadece sevimli, sevecen ve ruhsal değildirler, yanısıra da doğal sanatçıdırlar. İyi resim yaparlar veya çok küçük yaşlarda bile, daha konuşmaya başlamadan önce mırıldanırlar ve sonra da şarkı söylerler. Hatta eğitim almış kadar iyi resim yapanları vardır. Müzik yeteneği yüksek zekanın göstergesidir, daha üç yaşındayken şarkı sözlerini ezberleyen Kristal Çocuklar vardır. Yüksek yaratıcılıkları onların sağ beyine egemen olmalarını göstermektedir, bu nedenle duygularının farkındadırlar, sezgiseldirler, hareket becerileri gelişmiştir, felsefi, ruhsal ve sanatçıdırlar. Sağ beyin egemenliğinde bireyler, sözcüklerin aksine görüntü ve duygularla düşünürler. Görsel yönelimleri onlara sanatsal yetenek ve fotografik bir bellek verir, zihinlerinde gördükleri imgeleri taklit ederler. Bizlerin hatta bazı İndigolar’ın aksine pahalı ve çok güzel oyuncaklar yerine Kristal Çocuklar’ın sıradan şeylerle eğlenmeleri ilginçtir. Bir kağıt veya kalemle ya da yapraklarla saatlerce oyalanabilirler. Onlar temel şeyleri takdir eder ve kullanırlar.

Drama sanatçıları...
Erken konuşmazlar demiştim ama ifade etmeyi iyi bilirler. Hareketleri, düşünceleri, duyguları anlam doludur, iyi izlemeniz gerekir. Genelde drama kullanırlar ama bu dramalarda öfke, şiddet ya da soytarılık yoktur. Shakespeare’vari bir drama anlayışını veya neşe dolu bir tarzı kullanırlar. İzleyen kitle önünde utangaç, çekingen ve tutuk değildirler, yeter ki istesinler ve doğru zamanın geldiğine karar versinler. Kristal Çocuklar’ın yanında bulunmak çok eğlencelidir, taklit yetenekleri büyüleyicidir.

Ve sorunlar...
Elbetteki Kristal Çocuklar’da sorunlular, bunu anlatan anne, babalar da var. Öncelikle inatçı, kesin kararlı ve dayanıklılar. Haklarını savunmak için karşı tarafı zorlayabiliyorlar. Sertlikten hoşlanmıyorlar ama otoriter davranıyorlar. Çatışma içeren durumları veya ilişkileri reddediyorlar ve uzaklaşıyorlar. Bunlar Kristal Çocuklar’ın seçerken titiz olmalarına ya da zor beğenir olmalarına neden oluyor. Yani ayırd ediciler. Çünkü öz saygıları yüksek, bedenlerini ve ruhlarını besleyecek arkadaşları, yemekleri, filmleri, işleri ve evleri isteyecek kadar kendilerini önemsiyorlar. Örneğin yemek seçimleri güç ve özel, annelerini zorlayabiliyorlar. Çünkü bedenlerine uyumlular. Eğer anne ve babalar onların beslenme tercihlerine güvenebilirlerse, o zaman mücadeleye gerek kalmayacaktır. Kısacası onların seçimlerine güvenebiirsiniz. Sıvılardan yani içeceklerden çok hoşlanıyorlar. İçlerinde bir yaşından sonra bile anne sütü isteyenlere bile raslanıyor.

Uyku sorunları...
Kristal Çocuklar yüksek bir enerjiye sahipler, uyurken birşey kaçırmak istemiyorlar. Çünkü her ne olursa olsun, uykudayken dışarda birşeyler yaşanıyor. O kadar duyarlılar ki, uyarıcı herhangi bir şey uykusuzluk yaratabiliyor. Bazıları öğlen uykusu uyurken, bazıları asla istemiyorlar, eğer bunlar gündüz uyurlarsa gece asla uyumuyorlar. Zorlamalı uykularda kabuslar görüyorlar ve çok gergin oluyorlar. Kısacası onların kendi uyku düzenlerini uygulamalarına izin verilmesi gerekiyor. Ama eğer sorun ağırlaşırsa, ikna etmek ve anlatmak gerekiyor.

Titizlik mi yoksa düzen mi?
Kristal Çocuklar’a tuvalet eğitimi vermek pek mümkün değil, yeterince örnek yok ama çoğunun bunu kendi kendilerine öğrendikleri görülüyor. Bu arada gerçekten doğa çocukları oldukları için çıplaklıktan hoşlanıyorlar. Ve sanki onlar, düzensizliğin enerji uyumsuzluğu olduğunu biliyor gibiler. Buna nevrotik mükemmeliyetçilik diyenler de var. Fakat ruhsal gelişmişlik tanımı, herşeyin kendi istediği gibi olmasını isteyen bir Kristal Çocuk’la beraber olup, bunaldığınızda size daha yararlı olacaktır. Onların titizliğini anlatan çok fazla örnek var. Aslında sürekliliği ve tutarlılığı seviyorlar, her an değişen dünyada düzen, istikrar ve önceden tahmin edilebilirlik istiyorlar ve bu özellikleri bizler için gerçekten umut verici...

Zamanı farklı görüyorlar...
Kristal Çocuklar, dış değil yani bizim zaman anlayışımızı değil, kendi iç zamanlarını kullanıyorlar. İşte bu konuda anne ve babaların çok ama çok sabırlı olmaları gerekiyor. Programlardan nefret ediyorlar ve özgür olmak istiyorlar. Belki de onlar, hiç acele etmeden bakan, inceleyen ve sonra fikrini söyleyen yaşlı ruhlar gibiler. Bekliyorlar ve öğrendikten sonra kendi hız veya ritmlerine göre uyguluyorlar. Aslında haksız değiller çünkü geç kalma korkusuyla heyecanlanıp, telaşlanacakları yerde, daha sağlıklı olarak sakin davranıyorlar. Bir anlamda, zamanın gerçek olmadığını ve hatta genişletilebileceğini düşünüyorlar. Yani bizler gibi esir olmak yerine, zamana sahip olmak istiyorlar.

Kronik bağımlılıklar...
Kristal Çocuklar, anne ve babalarına ve de diğer aile bireylerine çok bağlılar, ayrı kalmaktan hoşlanmıyorlar. Yetişkinlerin onları okşamalarına, teselli etmelerine bağımlılar, bu noktada başkalarının kendilerini anlamayacağı endişesindeler. Öte yandan onlardan ayrı kalınca, bir daha göremeyecekleri korkusunu da taşıyorlar. Bunun daha bilimsel bir tanımı, acıdan kaçmak şeklinde...

Öneriler...
Danışman psikolog ve terapist Doreen Virtue bazı önerilerde bulunuyor...
* Onların sağ beyinli yani görsel olduklarını unutmayın, sözel değil, görsel yöntemlerle eğitin,
* Hiçbir konuda zorlamayın, açıklamalarda bulunun,
* Onlara bağlanın yani sık sık beraber olun ve dokunun,
* Hayvanları örnek gösterin; “Bak köpek seni izliyor...” gibi,
* Kuralcı olmayın, dürüst olun ve onlara kendileri olma özgürlüğünü verin,
* Siz kendinize iyi bakın, temiz, bakımlı ve etkili olun,
* Onları asla küçümsemeyin, arkadaş gibi ilişki kurun,
* Sesinizi melodik biçimde yani tonlayarak kullanın,
* Meraklarını giderin, öğrenin ve öğretin,
* Dikkatinizi verin, onları ihmal etmeyin, yalan söylemeyin,
* Sabırlı, tutarlı ve gerçekçi olun, onlara süreklilik sağlayın,
* Siz ne düşünürseniz onlar öyle olacaklardır, onları negatif tanımlamalarla tanımlamayın, onlardan da birşeyler öğrenebilirsiniz,
* Onların imgelerine yani canladırmalarına veya hayallerine katılın,
* Onlara enerji yardımı yapın. Mümkünse meditasyon ve yoga öğretin,
* Onları tartışmasız sevin.
* Onlara kendi negatif, ayrımcı, bölücü, fanatik, tutucu, geleneksel ve zarar verici düşüncelerinizi aşılamayın. Çünkü geçmişte ve şu anda hiçbir konuda haklı ve başarılı değilsiniz...

Kristal Çocuklar diyorlar ki...
* İnsanlara yardım edelim. (6 yaşında)
* Evrende herkese iyi yaşam, sevgi ve iyi yiyecekler diliyorum. Benle oynayın ve bana okuyun. (6 yaşında)
* Meleklerimden ışıklı rüyalar istiyorum. (3 yaşında)
* Herkes öldükten sonra yine geri geleceğini bilmeli. (7 yaşında)
* Duvarlara üzerinde “Mutlu ol” yazan tabelalar asalım. (5 yaşında)

Sonuç...
Kristal Çocuklar, şu anlarda en çok 10 yaşında olan ve İndigo Çocuklar’dan sonra gelen çocuklardır. Bizlere insanlığın nereye gideceğini gösteriyorlar. Onlar İndigolar gibi tartışmacı, öfkeli ve savaşçı değiller, daha sakin, mutlu ve affediciler. Kristal Çocuklar, şu anlarda 25 yaşlarda olan İndigolar’ın açtıkları yenilenmiş dünyanın insanları olacaklar. Ve hiç unutmamalıyız ki, dünyayı bu hale getiren bizleriz yani yetişkinler. Birçok şey için artık yapacak bir şeyimiz yok ve tek umudumuz çocuklarımız, onları kendi fanatik düşüncelerimiz için, sapkınlıklarımız için bozmamalı, saf ve doğal kalmalarına özen göstermeliyiz. Çok iyi bilmeliyiz ki, geçmişte tüm yaptıklarımız, iyi örnekler olsa dahi kötü ve bağışlanmazdır. Eğer çocuklarımıza dikkat eder ve onlara iyi bakarsak hem geleceğimizi kurtarabilir hem de onların istediği gibi çok daha güzel bir dünyayı oluşturmalarına yardım etmş olabiliriz.
 

Ata Nirun/www.bilinmeyen.com

 

Mucize adam; Sai Baba

Elli yıldan bu yana Hintli bir mistik, mucizeler yaratıyor; boşluktan yüzükler, madalyonlar, paralar geliyor; ölümcül hastalar ve daha da innanılmazı ölüler ayağa kalkıyorlar ve de Sai Baba binlerce kilometre uzaktaki bir insanı ölümden kurtarıyor.Bütün bunlar doğru mu? Sai Baba yüzyılın en büyük şarlatanı mı yoksa o gerçekten yaşayan bir aziz mi?

Hintli bir guru; adı Sai Baba; doğaüstü güçleri olduğuna ve kutsallığına inanılıyor. Altın yüzükleri ve paraları yoktan var ediyor, kayaları kuma, çiçekleri mücevherlere dönüştürüyor. Hastalara şifa veriyor; onlara "Vibhuti" adında kutsal ağaç külüyle yardım ediyor. Bütün bunlar boşluktan geliyormuşçasına birden elinde beliriyor ve hatta inanılmaz bir iddiaya göre, ölüleri yaşama döndürebiliyor. Kim bu adam? Gerçekten doğaüstü güçleri olan bir mistik veya bir aziz mi? Çevresinde masallar uydurulan, herşeye inanmaya hazır kitlelerin yaşadığı bu çağın modasına uygun bir şarlatan mı?Çok başarılı bir sihirbaz mı? Günümüzün en ünlü illüzyonisti David Copperfield eğer bir mistik olsaydı, Sai Baba´dan daha başarılı olur muydu?

Dünyanın her yerinde onun onbinlerce müridi var ve bunların çoğu Sai Baba´nın mucizelerine tanık olduklarını iddia ediyorlar. Kuşkucu bilimciler ve gazeteciler yıllardır onu yakından izliyorlar ama henüz hayret verici başarılarına bir açıklama getiremediler. Her ne kadar Sai Baba, mucizelerinin ruhsal olduğunu ve dinsel bir içerik, mesaj taşıdığı idda ediliyorsa da, kendisi mucizelerini ortaya koyarken hiç de mistik bir performans sergilemiyor; coşkulu ve çok sevecen; Bazı tanıklar Sai Baba´nın isteğe göre mucize yapabildiğini söylüyorlar; insanlara ne istediklerini soruyor ve sonra sanki boşluktan koparıp ortaya çıkıyor. Birçok kez, birilerine en sevdiği çiçeğin adını soruyor, sonra sanki yanında duran ağaca dönüp çiçeği koparıp alıyor.

Mucize Kürleri

Sai Baba´nın ruhsal şifa kürleri sonucunda iyileşenlerle ilgili çeşitli belgeler var; hatta cerrahi operasyonlarından dahi söz ediliyor. Mide kanserinin son aşamasındaki bir adamın karşısına geçip transa geçiyor, sonra elindeki "Vibhuti" külüyle hastanın alnını sıvazlıyor, birden elinde bir neşter beliriyor, iki eliyle tuttuğu deride bir yara açıyor, içinden neyi aldığı belli olmuyor, sonra yarayı yine sıvazlayıp kapatıyor, yaranın izi bile kalmıyor ve sonra hasta iyileşiyor. Bu gerçek bir olay ama yaranın gerçek olup olmadığı, hastanın nasıl iyileştiği bilimsel olarak kanıtlanmış değil. İnanmak gerekiyor. Bir diğer olay, Kuzey Hindistan´dan Khare adlı bir hizmetçinin başından geçti, 1971 yılı Kasım ayında Khare, doktorlardan yakında kör olacağını öğrendi, üç ay sonra tüm görme yeteneğini yitirecekti. Khare´nin kızı yakında bulunan Bengalore, Whitefield´deki Sai Baba Merkezi´nde çalışıyordu ve Mayıs 1972´de genç kadın Sai Baba ile görüşerek babasının durumunu anlattı. Genç kadını dinleyen Sai Baba´nın elinde birden bir avuç "Vibhuti" belirdi ve Khare´ye götürmesini söyledi. Khare bundan sonra her gün bir tutam kutsal külü gözlerine sürerek kullanmaya başladı ve üç ay sonra kör olmak bir yana eskisinden daha iyi görüyordu. Ama Sai Baba´nın bir olayı daha var ki, tam anlamıyla inanılmazdır; 1953 yılında 60 yaşındaki Radhakrisha adlı mide ülserine yakalanmış biri yardım istemek için ona geldi ama Sai Baba onu hasta olmadığını söyleyerek reddetti. Üç gün sonra, Radhakrisha komaya girdi; derisinin rengi mavimtrak ve kaskatıydı, buz gibiydi ve artık duyarsızdı, kalbi belli belirsiz atıyordu. Her an kalbinin durması bekleniyordu; o anda Sai Baba eve geldi ve hastanın yanına giderek, yalnız bırakılmasını istedi. Birkaç dakika sonra Radhakrisha odadan yürüyerek çıktı, son derece canlı görünüyordu ve sonra yapılan muayenede ülserinin tamamen kaybolduğu kesin olarak görüldü. Ne olmuştu?

İnancın ötesinde...

Avustralyalı gazeteci Howard Murphet, Sai Baba´nın bir sahtekar olduğu görüşündeydi; onun dehasına inanıyordu, altın bir yüzüğün elinde belirmesini çok yakından görünce tam bir inançlı olmuştu. Bir akşam Sai Baba, Murphet´e doğum tarihini sordu, öğrenir öğrenmez elini uzattı ve avucundaki madeni parayı gazeteciye uzattı, para Murphet´in doğduğu yılın tarihini taşıyordu. Karşı karşıya duruyorlardı ve Sai Baba´nın elleri göz önündeydi, Murphet sonradan "Para avucunu açar açmaz belirdi ve hemen benim avucuma koydu, ağır ve altından yapılmıştı, 10 $´lık bir anı parasıydı, üzerinde benim doğum yılım ve Özgürlük Anıtı´nın resmi vardı." diyecekti. Londralı fotoğrafçi David Bailey, bu olayı duymuştu, Sai Baba ile karşılaştığında ondan benzer bir olay yapmasını istedi, Sai Baba elini havaya kaldırdı, indirdiğinde avucunda üzerinde kendisinin kabartma bir resmi bulunan bir madalyon tutuyordu. 50 yıldan beri, Sai Baba mucizevi gösterilerini sürdürüyor, bir türlü hilesi bulunamadı, safran rengindeki robu dahi araştırmacılar tarafından didik didik incelendi, ne bir gizli cep, ne de bir başka delik vardı.

Bilim tehdit altında mı?

Sai Baba, kesin ve uzun bilimsel testlere katılmayı reddediyor, gücünü sadece dinsel amaç için kullandığını ve inancın bir ilham olduğunu müridlerine telkin ederken; "Hiç kimse, benim sırrımı anlayamaz." diyor. Bu sözler kesin bir sonuç ama belki bu olayın yarattığı bilimsel gerilim yüzünden açıklama gereklidir. Deneyimli bir araştırmacı; "Eğer Sai Baba madde transformasyonu yapıyorsa. bu olay Batı biliminin temelden saçma olduğu anlamına gelebilir" derken, endişelerini saklamıyor. Böylesine etkin ve ulaşılmaz olan bu adam nasıl biridir? Sai Baba 23 Kasım 1925´de, Güney Hindistan´da Puttaparti´de doğdu, daha o zaman "Avatar" yani peygamber gibi tanıtıldı, sonraki yıllarda milyonlar onu öylesine yüceleştirdiler ki, Tanrı´nın Oğlu düzeyine çıkartıldı, aynen Hz. İsa gibi... Çünkü o da, Hz. İsa gibi çok genç yaşta mucizeler göstermeye başlamıştı ve hatta 4 yaşındayken ilk mucizesini gösterdiği anlatılmaktadır. 7 yaşındayken, arkadaşlarının istedikleri meyveleri yoktan var ettiği dahi söylenir. Bütün bunlar otoriteler için çok çekici ve cazibelidir; Onun kötü ruhların hizmetinde olduğu iddia edilir; Exorcism yani "Şeytan Kovma" işiyle uğraşanlar dahi, Sai Baba´ya ulaşmaya çalışıp, kurtarmayı amaçladılar. Ama o bilimsel alanda olduğu gibi, mistik deneyleri de daima reddediyordu, evindeki küçük tapınaktan hiç ayrılmıyor ve Hintli halka yardım etmeyi hala sürdürüyor. Yabancıları ise hangi inançtan olursa olsunlar, sevgi adına kabul ediyor.

Midesinden taş çıkıyor...

Görünüşte Sai Baba´nın yaptığı herşey imkansızdır ve salt bu yüzden kuşkuları bir mıknatıs gibi çeker. "Vibhuti" adlı hoş kokulu ağaç külü, ortada bol miktarda bulunur, yapılan deneylerde sıradan bir ağaç külü olması dışında bir özelliği bulunamamıştır ama bir tutamının kurumuş bir bitkinin dibine konmasıyla bitkinin canlandığını anlatanlar vardır. Bir diğer mucize cisim Sai Baba´nın midesinden oluşmaktadır; "Lingam" adı verilen yumurta biçimindeki her renk ve boyuttaki bu taşı Sai Baba öksürdükten sonra oluşturmakta ve sonra sevdiklerine vermektedir. Sevdiklerinin kimliği belli olmaz; işte size inanılmaz bir öykü daha;

Sai Baba gelecekteki ortağını kurtarıyor...

Bir Amerikalı, 1970´de Hindistan´a giderek Sai Baba´yı ziyaret etmek ister ama reddedilir, başı derttedir ve ruhsal bir çare aramaktadır. Memleketine geri döner ve bunalıma girerek, arabasıyla intihara kalkışır, California´nın sarp uçurumlarından birisinden aşağı arabasıyla beraber uçar. Arabası paramparça olmuştur ama kendisi birkaç sıyrıkla kurtulur ve o anda karşısında Sai Baba´yı görür; o şokla yine Hindistan´a gider ama yine reddedilir ve Sai Baba´yı göremeden geri döner. Umutsuz ve kırgın bu kez uyuşturucuya bulaşır, bir gece aşırı doz alır ve dilini yutarak boğulma tehlikesiyle karşılaşır, yanındakilere göre durum böyledir ama onlar da kafayı bulduklarından pek aldırmazlar. Tam boğulacakken, yine tepesinde Sai Baba belirir, dilini tutup dışarı çeker ve kafasına birkaç kez vurur. Yine ölümden kurtulmuştur ve yine yola düşerek soluğu Hindistan´da alır ama bu kez muradına kavuşur ve Sai Baba´nın yanına alınır. Daha içeri girer girmez Sai Baba, adamın intihar teşebbüsünden ve uyuşturucu olayından söz ederek, yanlış yolda olduğunu, hemen geri dönmesini emreder, iyi bir işe kavuşacaktır ama kazandığı herşeyin yarısını Sai Baba´ya yollama sözünü verecektir. Bu adamın adı Isaac Tigrett´dir ve memleketine döndükten sonra bir Hard Rock Cafe açarak işe başlar ve kısa zamanda milyarder olur, serveti 200 milyon $´ın üzerine çıkar ve sözünü tutarak bu paranın yarısını Sai Baba´ya gönderir. Para ne mi olur? Bu para, Doğu Asya´nın ikinci büyük hastanesinin yapımında kullanılır, burada dünyanın en fakir insanlarına bedava sağlık hizmeti verilmektedir.

Hz İsa´nın ruhu Sai Baba´da mı?

Sai Baba´nın mucizelerinin Hz. İsa´yı anımsattığı belirtmiştik; bu soru kendisine de sorularak, Hz. İsa´nın mucizeleri sorulmuştur; Sai Baba, burada en önemli sözünü söyler; kendisinde Hz. İsa´nın ruhu vardır; Peygamber, sanıldığı gibi haçın üstünde ölmemiş, şifalı otlarla ve bildiği yoga teknikleriyle ölümden kurtularak, Kudüs´ten uzaklaşarak Hindistan´a gelmiştir. Burada küçük bir köyde yaşlanarak ölmüştür ve hala orada bir aziz olarak anılmaktadır. Sai Baba, kendisiyle medyatik söyleşiler yapılmasına karşıdır ama bazı sorular ona sorulmuştur; örneğin, dünyadışı yaşamdan çok az söz eder; ama karşı çıkmaz yalnız hükümetlerin sakladıkları sırlardan hoşlanmadığını belirtir; dünyadışı canlılar aramızdadırlar ama içinde bulunduğumuz materyalist çağ yüzünden onları önemsememekteyiz; işte bu çok ciddidir. Sai Baba, ölümünden evvel, Yeni Çağ´ı ve Yeni Çağ İnsanı´nı göreceğini söylemekte; Peki, ne zaman? Sai Baba şu anda 70 yaşında, pek fazla zaman yok gibi...

Sonuçta Sai Baba, dev bir efsanenin odak noktası; yukarda anlatılan olaylar sadece kahramanlarının sözlerine dayanıyor; ciddi araştırmalara Sai Baba katılmıyor; o zaman da fazla tartışacak bir şey yok. Olay gizem perdesiyle örtülü ama akla çok doğal bir soru geliyor; Bütün bunlar ne için? Sai Baba´nın çiçekleri, yüzükleri ne işe yarıyorlar? Fakat kutsal kül ve taşların en azından sağlık alanında etkili olduğu görülüyor yoksa inanç mucizesi mi? Ama bu arada, ortada dev bir hastane var ve bunun yapımını başaran kişi ise Sai Baba. Hiç de fena değil, Sai Baba deşifre edilemeyen bir şarlatan dahi olsa, bu hastane olayı onu kutlamak için yeterli. Kararı yine de sizler verin...

Renkterapi

RENKLERİN GÜCÜ - RENKTERAPİ
Giysilerinizin rengi doğru mu?
Eşyalarınızı değiştirirken olumlu renkleri seçiyormusunuz?

Sevdiğiniz renklerle, sevmediğiniz renklerin anlamı nedir?

Belki de giysilerinizin rengi sizi hasta ediyor...

Yanlış renkleri kullanmayın, işleriniz ters gidebilir.
Her rengin yararlı veya zararlı bir gücü ve sesi vardır...
Size yararlı olacak rengi biliyormusunuz?
İşte bu soruların cevapları...

Bilmiyorsanız M. Ata Nirun´dan öğrenin; Bu kez de sizleri renklerin gizem dolu dünyasına götürmek istiyorum. Yaşamımız renklerle doludur; renkler güneş enerjisinde olduğu gibi çeşitli enerjiler yayarlar ve bizleri etkilerler; Giysilerimizin renkleri; eşyalarımızın hatta arabamızın renkleri rastgele değil, dikkatle ve renk bilgisiyle seçilmelidir. Yanlış kullandığınız bir renk sizi yorgun düşürüp,hasta edebilir, kendinize olan güveninizi kaybettirir ve çabalarınızı boşa çıkarır. Kısacası burada renklerin anlamlarını öğreneceksiniz.

 

Renkterapi-Kırmızı

Siz sert, cesur, enerjik,hırslı, tutkulusunuz. Kırmızı renge dokunduğunuzda seksüel bir pizzaya dokunmuş gibi olursunuz. Bu renk sizi sarıyorsa agresif ve vurucusunuz demektir. Ama yüksek egonuz aşk ateşinizi de söndürebilir. Kırmızı renk kan basıncını yani tansiyonu etkiler , kırmızı giymeniz veya bu rengin hakim olduğu bir ortamda bulunmanız tansiyonunuzu etkileyebilir. Aksiyon ve eylemleriniz yine bu rengin kontrolu altındadır,bu rengi seçtiğinizde yaşamı dolu dolu hisseder ve tüm zevkleri bir an önce peşpeşe yaşamak istersiniz, başarabilirsiniz de ama çok büyük bir yorgunluk hissedeceğinizi unutmayın. Kırmızıyı çok sık kullanıyorsunuz hazırlıklı olun ve hiç unutmayın ki sağlığınızı düzenli olarak izlemelisiniz. Yaşamda seçmiş olduğunuz dal veya işiniz için kırmızı önemli bir konsantrasyon rengidir, olayların derinine iner ve ayrıntıları kullanabilirsiniz ama bu rengin insanları için o an önemlidir. Geleceğe yönelik planlar yapmazlar ve tedbir almayı pek düşünmezler. Uyumlu olamaya çalışırlar.Ama aslında çevresindekiler onun için basmaktır ve onları itici güç olarak kullanırlar. Toplum ile ilgilidir, kırmızıyı seven insan ve bu insan gözlemlenmekten çok hoşlanır, önemli olan ilgi çekmesidir. Kırmızı çok sevilen ve gücü simgeleyen renktir; Kırmızı kullanıyorsanız sizbir savaşçısınız ve meydan okumaya bayılıyorsunuz.Ve siz bünyesi sağlıklı, iyimser ve yüksek ruhlusunuz aynen şeytan gibi ama kötülük için yaratılmış şeytandan söz etmiyorum, ilahi bir varlık olan şeytanı kasdediyorum. Seks dünyanız inanılmazdır; Kırmızı seksin simge rengidir. İnsanlarla ilişkiniz direkt ve dinamiktir. Liderlik güdüsü sizde doğal olarak vardır. Geleceğe yönelirken güvenlik önlemlerini so anda alırsınız, cesaretiniz çok ünlüdür, bu da kendinize olan güveninizi arttırır. Kırmızının müzikteki karşılığı DO notasıdır. Tercihiniz Pembe ise çocuksu bir kişilik verir, çabuk küser ve alınırsınız, size kötülük yapıldığında sadece acı acı gülümser ve yapılan kabalığı anlayıp hemen özür dilenmesini beklersiniz. Fakat dost, sıcak ve yardımseversiniz, hatta gücünüzü aşan yardımları dahi vaadedersiniz. Nazik, kibar ve vericisiniz. Eğer kırmızıyı sevmiyorsanız rahatınızı bozmak istemiyorsunuz demektir. Gerilim ve korkulara karşı deneyimlisiniz, hayal kırıklıklarından bıktığınız gibi barış ve güvenliğe öncelik veriyorsunuz. Fiziksel huzurdan çok ruhsal huzuru seviyorsunuz. Sonuç olarak gardrobunuzda ve çevrenizde daha çok koyu mavi ve nane yeşilini seçmelisiniz.

 

Renkterapi-Sarı

Sarı güneş ışığının ve altının rengidir; Zekayı,arsuları ve ruhsal gelişimi simgeler. Siz sarı rengi sevem bir olarak belkide büyük düşüncelerin ve umutların insanısınız. Büyük düşünürlerin ve ideoloji yaratıcıların favori rengi genelde sarıdır. Bu renk sıradanlığın dışında olmayı amaçlayan insanların rengidir. Farklılık getirir ve sizi ayrıcalıklıyapar. Sarı rengi seviyorsanız bilin ki,bu renk kendinize güvenmenizi kırmızıdan çok size sağlar. Düşüncelerinizçoğu zaman yoğundur ve büyük planlar yapmayıp hep sürdürüsürsünüz.Siz başarılı olmak için başkalarından daha fazla avantajlara doğal olarak sahipsiniz. Sosyal,etkileyici ve iletişimcisiniz. Eğer sizi portakal rengini seviyorsanız kolay dost olursunuz, her zaman tebessüm ederek teşekküre hazırsınız, küçük diyaloglarla etkili ve olumlu sonuçlar almayı becerebilirsiniz. Büyük hayalleriniz var demiştim, bu nitelik aşk yaşamınıza da yansır ve bir ömür boyu sürse de hayalinizdeki eşi ve aşkı bulamazsınız. Bunu farkında olduğunuz için de hem arayışınızı sürdürür hem de bulamayacağınızı bilirsiniz. Siz bir politikacı olarak doğdunuz, bunu her zaman anımsayın. Başarılarınız garantidir, mesela bir seçime girseniz kesin oylarınız hep vardır. Sizinle çalışmak zevktir ve sizinle çalışmak isteyenler çoktur ve hep vardır. Sıcacık gülümsemeniz insanların kalbini ısıtır ve onları rahatlatır. Siz yaşam ve güven dolusunuz. Organizesiniz, işinizin ehlisiniz ama temponuz düşüktür. Altın rengi ise yüksek idealler için uygundur ve sağlığı simgeler. Güç katar. Herkesin güneşe ve güneşin rengine ihtiyacı vardır. Sarı rengi değerlendirirken daima bunu düşünün. Sarı ışın size yaşamı,sağlığı ve güzelliği getirir ama aynen güneşte yanmak gibi bu rengi de aşırı kullanırsanız aynen güneş yanığı gibi olursunuz. Belli zamanlarda ve bilhassa gün batımlarında veya geceleri kullanmanız olumludur. Ayrıca sarı renk çevrede yardım ve destek enerjileri sağlar, bu renk sayesinde daha çok desteklendiğinizi kısa zaman içinde görürsünüz. Eğer odanız sarı renkle döşenmiş ise, kendinizi sürekli enerjik ve güçlü hissedeceksiniz demektir. Sarının müzikteki karşılığı Mİ notasıdır.Portakal renginin ise RE notası. Sarı rengi sevmiyorsanız yaşamınızın çok parlak olması sizi rahatsız ediyor demektir, belki de rüyalarınız sık sık büyük güçler ve engelleyemediğiniz nedenler yüzünden yarım kalmış ve bozulmuştur; Yeniliklerden ve değişmelerden korkuyorsunuz. Şeker pembesi ve salata yeşilini renk olarak gardrobunuzda ve çevrenizde kullanmanız için seçebilirsiniz.

 

 

Renkterapi-Mavi

Deniz mavisini seven insan düzen ve disiplini de sever. Açık mavi ise, sakinleştirici ve huzur vericidir. Ruhsallığı ve duyarlılığı her an ortaya çıkabilir. Mavi gözlü insanlar genelde tahrik edici ve teşvik edicidir.Öte yandan onların duygularını anlayamazsınız, kendilerini davranışlarıyla ortaya koyarlar. Araştırmacılar mavi gözlü insanların olayların nedenlerini görme yönünde güçlü sezgilere sahip olduklarını söylerken mantık güçlerini kuvvetlerini de vurguluyorlar. Mavi gözlü insanlar gerçek bir strateji uzmanıdırlar, herşeyi önceden uzun uzun planlarlar. Yaptıklarından kolay tatmin olmazlar ve yeterli olup duracakları bir yer yoktur. Ekip çalışmalarına uygun ve çok yararlıdırlar ama onlara değer vermezseniz sizi o anda bırakıp giderler. Eğer maviyi ve mavinin tonlarını kullanan, seven biriyseniz sakin bir yaşamı seçmiş birisiniz. Size barış dolu, streslerden arınmış bir dünya gerekir, uyumlu çevreler ve sınırsız özgürlük için için herşeyinizi verebilirsiniz.Mavinin çok değişik tonlamaları farklı etkiler yaratır; Koyu Maviler örneğin Çivit ve Gece Mavisi yatıştırıcı ve sakinleştiricidir. Mavi genelde insanların rahatlamak için farkında olmadan, içgüdüsel olarak seçtikleri renktir. Mavinin müzikal notası SOL, Çivit mavisinin ise LA´dır. Bu rengin insanları çok çalışkan, sebatkar,iradeli,dikkatli ve gayretlidir. Mavinin insanları dostluk ilişkilerinde hızlı ve spontanedirler, o an tanıdıkları insanlarla hemen derin ve çokyakın dostluklar kuararlar. Eğer Maviyi seviyorsanız,seks güdüleriniz yüksektir, ama kırmızıyı kullanmak sizin için yararlı olacaktır. Unutmayın mavi inceliğin ve nezaketin rengidir.Mavi yaratıcılık,hayelcilik, zeka, ciddiyet, güvenilirlik ve idealizm getirir. Bu rengi seviyorsanız siz sadık, vefalı ve çokbilmişsiniz. Mavi renk günümüzde kesin olarak stres çözücüdür. Size soğukkanlılık, sükünet, olgunluk ve pozitif atmosfer getirir. Seks yaşamınızda eğer çok ateşli olmayan ama uzun saatler süren, soğukkanlı, ustaca ve etkisini günlerce sürdüren orgazmlar istiyorsanız odanızın ve yastık veya çarşaflarınızın mavi ve mavi tonlarda olmasını sağlayın.Mavi sizi dayanıklı kılacaktır. Eğer mavi rengi sevmiyorsanız değişimler sizin içindir. Bir iş konusunda veya özel yaşamınızda karar verirken hata yapmaktan çok korkuyorsunuz demektir. İlişkileriniz inançlarınızla bir bütündür ve ilişkilidir. Yaşamın köşeli ve sivri uçlarından kaçıyorsunuz belki de çok yara aldınız daha özenli, özgür ve barışçı yaşamak istiyorsunuz yani her insan gibi sakinliğe ihtiyacınız var ama mavi renk sizin bu yönünüzü daha çok ortaya çıkarabilir. Öyleyse daha çok parlak pembe ve elmas yeşilini renkleriniz olarak seçebilirsiniz.Çevrenizde ve gardrobunuzda bu renklerin olmasına özen gösterin.

 

Renkterapi-Yeşil

Araştırmalara göre yeşil gözlü insanlar çabuk tepki veren esnek insanlardır. İçgüdüsel olarak hemen o anda olayları değerlendirir ve yargılarlar, işte o ilk düşünceleri önemlidir.Çünkü genelde doğruyu bulurlar. Durup dururken ortada kaldıklarını sanırlar ama bu onlar için salt bir duygudur. Yeşil gözlü insanları bir düzene ve klasmana sokamazsınız, sizi her an şaşırtırlar. İnsan sevecen besleyici, onunla yaşamaktan zevk alırsınız,sizezevk verir, kendinizi sıcak bir günde ulu bir meşenin altında serin bir gölgede bulursunuz. Bilimsellik, sevecenlik, maceraperestlik, yenilikçilik sizin özelliklerinizdir. Özellikle doğa yeşili; uysal, etkili, ruhsal, gizemli ve duyarlı olmanızı sağlar. Yeşilin müzikteki notası FA´dır. Yeşil biliyorsunuz doğanın veya doğal canlılığın rengidir. Saygı uyandıran, dikkat çeken bu renk aynı zamanda bağımsızlığı simgeler; kalıplardan kurtulmayı ve gelenekleri yenilemenin gereğini anlatır. Yeşili seven biriyseniz size en yakın rahatlatıcı renk mavi olacaktır. Mavi-Yeşil renkler yaratıcıdır. Moda, Gastronomi sanatı ve Dekerasyon için Mavi-Yeşil renkleri sevmeniz önemlidir. Bu renkleri seven ve bu konularla ilgilenen başarılı olacaktır. Gücünüzü ve yeteneklerinizi biliyorsunuz, tavır ve eylemleriniz titizdir. Belki de yaşamsal deneylerinizin sonuçlarını ve kişisel güvenliğiniziömrünüzün ilk yıllarında alacaksınız. Eğer siz bir kadınsanız duygusallığınız olağanüstüdür ve sezgileriniz genelde hep doğruyu gösterir. Zarif ve espiritüelsiniz ama bilgiçlikten hoşlanıyorsunuz.
Evinizi dekore ederken canlı çiçeklerin çokluğu ve arzulanması aslında yeşile olan ihtiyaçtan kaynaklanır. Bu rengin hakim olduğu odalarda hele yatak odanızsa çok daha rahat uyursunuz ama odanıza canlı çiçek koymayın, çünkü siz uyurken bitkiler biliyorsunuz karbondioksit yayarlar. Onların yerine yapay yeşilleri, yeşil kumaşlı eşyaları veya yeşil ve yeşil tonda boyanmış duvarları tercih edin. Eğer yeşil ve tonları sizi rahatsız ediyorsa bu renkle kendinizi yalnız ve agresif hissediyorsunuz. Başkalarının sizin başarılarınızı ve atılımlarınızı negatif olarak etkileyecekleri korkusu içinizde uyanıyor. Yapınızdaki doğal kıskançlığı bu renk daha çok ortaya çıkarıyor. Sorunlarınızı psikolojik olarak çözmek ve etkili olmak istiyorsanız güneş sarısı ve altın renklerini seçebilirsiniz; Arada bir kahverengiyi deneyin ve çevrenizde biraz da denizci mavisini bulundurun. Bu renklerin çevrenizde ve gardrobunuzda bulunması sizi olumlu etkileyecektir.

 

Renkterapi-Mor

Mor duygu rengidir, çok özel bir renktir, mistik bir yücelik getirir ve metafizik gücü simgeleştirir. Mor imparatorlukların, dinlerin, ölümün, cazibenin ve sevginin sembol rengi olarak yüzyıllar boyu kullanılmıştır. Mor rengi mistikler, büyük sanatçılar, düşünürler, toplumları düşünce ve ideallerle yönlendirenler tarafından seçilir ve kullanılır. Büyük, ölümüne ve çok özel aşklar mor rengin aşklarıdır. Onlardan sürekli mor renk yayılır. Bu renk nedeni anlaşılmaz bir bütünlük ve birlik sağlar çünkü bu gizemli gücün önünde mor bir sis ve buğu vardır. Müzikte mor rengi veren nota Sİ´dir. İstemediğiniz sorumluluklar sizin için çekilmezdir, bu duruma zorunlu olarak düşerseniz asla mutlu olamazsınız. Çevrenizde bu rengi yayan bir ortam bir şekilde muhakkak olmalıdır. Yoksa yaşama küsebilirsiniz. Siz zor karar veren ve aslında çevreye yani sıradanlığa uyumsuz birisiniz. Bu da ayrıcalığınızdır. Bütün yeni çağ aktiviteleri başta astroloji olmak üzere, parapsikoloji, kristaller ve ruhsal şifa sizin için doğal ve uygun konulardır. Eflatun seçilmiş ve mükemmelliyetçi bir renktir, seçilmişler içindir. Manevi enerjiyi simgeler, ruhsal yetenekleri geliştirir, sır küpü olmanızı sağlar. Zeka düzeyinizi arttırır. Mavinin ve kırmızının karışımı olan mor size korunma güdüsü sağlar, kendinizi sanki sağlam bir kalkanın arkasında gibi hissedersiniz. Bu renk kokteyli sizi sakinleştireceği gibi aynı zamanda da uyarıcıdır. Örneğin bu renklerin yani mavi tonların ve kırmızının yani morun hakim olduğu odalarda sevişmeyi deneyin; Göreceksiniz ki çok şey farklı olacaktır. Mor renk size güç verir, yeteneklerinizi pozitif olarak etkiler. Konsantrasyonu arttırır aynı zamanda da meditasyon için çok uygun bir renktir. Mor renkli bir ışığın veya enfrarruj bir lambanın yandığı odada oturup kendinizi dinlemeniz ve sizi yoran düşünceleri yarım saat için olsa da kafanızdan atmanız tahmininizden öte sizi dinlendirecek ve sakinleştirecektir. Yalnız şunu hiç unutmayın, bu renk sizi ancak rahatsız etmediği sürece kullanmalısınız; Bunun göstergesi ise uykularınızdır. Mor renk sizi rahatsız ediyor ve sevmiyorsanız sizi korkutan güçler demektir; Beklenmedik tehlikeler düşlüyorsunuz ve ani süprizlerden korkuyorsunuz. İlişkilerinizin daima dengeli dozunda olmasını istiyorsunuz; Çok sıcak ve çok soğuk ilişkiler size göre değil. Kendinizi dengelemek için çevrenizde ve gardrobunuzda çimen yeşili ve pembe renkleri bulundurun.

 

Renkterapi-Siyah

Siyah yalnızlığın rengidir. Gizemli görünmekten hoşlanır, siyahı seven insan sürekli olarak en büyük sırları bilen kişi olmanın gayreti içindedir. Eğer siyahı seviyorsanız siz kadere aldırmayan karşı birisiniz. Öte yandan da süper bir demogog ve ikna edicisiniz; Mantığınıza kimse kolay direnemez; Muhakkak bir şekilde derdinizi veya düşüncenizi anlatırsınız. Dikkat edin siyah dengenin, hazır olmanın ve kendine hakim olmanın rengidir. Aynı zamanda da bilgeliğin ve yıkıp yeniden yaratmanın... Eğer aşkta aldanmışsanız ki siyah renk aşkda aldanmayı da simgeler, bilin ki yaşama karşı çok cesur ve korkusunuz ve başınıza gelen dertleri dahi siz yönlendirirsiniz. Hissettikleriniz çok zengindir ve duygusallığınız inanılmaz biçimde farklı olabilir. Siz güçlü, alıcı, disiplinli, özgüvenli ve kudretlisiniz. Siyahın yakınında bulunan gri ne gerilimi, ne de süküneti simgeler ancak kaçışı simgeleyebilir. Eğer renk seçiminizde, listenin başında gri varsa, siz herşeyin önüne bir duvar çekmek istersiniz. Dışardan gelen etkiler bu duvar tarafından engellenmelidir ve korunmalısınız. Olayları uzaktan kumanda ile kontrol etmek istersiniz; Yerinizden kalkıp savaşmak sizin için zor ve hatta imkansız bir eylemdir.
Gri zor ve karamsar bir renktir kolay rahat ettirmez. İçe kapanıklık ve acıya katlanmak hatta acıdan zevk almak bu rengin etkileri içindedir. Gri rengi kullanan insanların mutlulukları da, üzüntüleri de sürekli olmaz, kısa dönemlerde hızlı dönüşümler ve değişkenlikler gösterirken yanısıra da tekrarlar yaparlar. Gri; Durağan ve kısıtlayıcıdır, altında ateş yakarsanız o zaman harekete geçebilir, tutucudur, kuralcılığı ve gelenekçiliği ile gurur duyar. Pasif, zaman zaman stresli bireyci, tarafsızdır. Yine yakın bir renk olan Gümüş renk ise sürekli gerçeği arayıcılık ve romantizm verir. Siyah uç renktir yani marjinaldir; Yapılan renk testlerinde ilginçtir fiziksel olarak çok güzel ama duygusal olarak acımasız birçok kişinin siyahı seçtikleri görülmüştür. Ve siyah geçiş rengidir; İki dünya arasında köprüdür. Siyah ve Gri sizi itiyor rahatsız ediyorsa yani sevmiyorsanız yaşamınızın aktif ve açık olmasını istiyorsunuz. Yaşam sizin için ağır tempolu ve sıradan olmalı. Siyah renk öte anlamda ölüm korkusunu da simgeler, bilinmeyen sizi ürkütüyor ve kabus oluyor. Kaderden korkuyorsunuz ve kaderinizin efendisi olmanın yollarını arıyorsunuz. Kırmızı ve sarıyı çevrenizde ve de gardrobunuzda kullanmayı deneyin, daha rahat edeceksiniz.

 

Renkterapi-Kahverengi

Kahverengi toprağın rengidir. Yani doğumun ve bereketin rengi, yaşam orada döllenir ve büyür. Kahverengiyi seven insanlar fiziksel olarak çok duyarlıdırlar, tenleri çok hassastır ve sinirleri mükemmel bir alıcı olarak çalışır. Bir dokunun bin duyarsınız. Renk listenizin başında kahverengi varsa, özel bir çevreye daima ihtiyaç duyarsınız, kendinizi ancak bu çevrede güvenli hissedersiniz. Fiziksel rahatlık sizin için çok önemlidir, rahat bir yaşamı yitirirseniz sinirleriniz buna dayanmayabilir. Gerek duygusal, gerekse de maddesel güvensizlik sizi hasta edebilir. Huzursuz, gerilimli ve sıkıcı atmosferlerden daima kaçınmalısınız. Yüksek elektrikli ortamlar sizi dünyaya küstürebilir. Her ne kadar finansal işlerde veya para konularında doğal olarak yetenekliyseniz de size bu konularda bir danışman şarttır, bu size güven verir. O bir dünyasaldır; tam bir madde insanı. Her an her konuda birşeyler satmaya çalışır, herşeyi bilir ve doğru tahmin eder hatta onun herşeyi eleştiren ve geleceği belirleyen konuşmalar sırasında can sıkıntısından uyuyabilirsiniz. Dürüst, güvenilir, namusludur, ilişki ustasıdır ve destekleyici. Kahverengli gözlü insanlar çoğu zaman duygularına göre davranırlar, yalnızlık onlara göre değildir ve her an birilerine ihtiyaç vardır. Sevilmeye sonsuz gereksinmeleri vardır, sevilmemek onlar için ölüm demektir. Sevgileri bencil değildir ama farklı olma çabaları yüzünden öyle sanılabilir. Çok sempatik ve çekici olabilirler. Kahverengi renk olarak yardımseverlik rengidir. Etkiler, sizin çevreyle olan uyumunuzu sağlar ama aynı zamanda kurban edicidir veya kurban olmayı simgeler, kişinin kendini veya sevdiği şeyi ifade etmesini ister. Öte yandan sonbaharda yaprakların sarıdan kahverengiye dönmesini hatırlarsınız bu rengi daha iyi anlamlandırırsınız, kendinizi olgun ve deneyimli göstermek istediğiniz anlarda kahverengini deneyin ama sürekli değil. Kahverengini sevmiyorsanız ve sizi rahatsız ediyorsa, bilin ki siz birini değil birilerini istiyorsunuz. Çabuk düşünüyorsunuz ama davranışlarınız ağır ve temkinli. Çok ortada olmak sizi korkutuyor ama en önemlisi kahverengi sizde yeterince önemsenmediğiniz duygusunu yaratıyor. Yeşil rengin tüm tonlarını çevrenizde ve gardrobunuzda bulundurabilirsiniz.

 

Renkterapi-Beyaz

Beyaz parlak ve ihtişamlıdır; Beyaz rengin bulunmadığı bir duygu düşünülmez. Beyaz kişisel değildir ve bazı insanlar için sıkıcıdır. Geleneksel olarak beyaz saflığı, temizliği ve el değmemişliği simgeler, bilindiği gibi de bakireliğin sembolüdür. Renk testlerinde tepki uyandıran bir renk olarak pek beyaza raslanmaz. Bu rengi seçen insanların doğasında tepkisizlik ve sessizlik vardır, uzmanlar beyazın hak ve adalet rengi olduğunu belirtiyorlar. Beyaz öncelikle bilinmeli ki, tüm renklerin bütünüdür ve içinde bütün renklerin, anlamlarını ve güçlerini taşır. Fakat yanısıra da deneyimsizliği ve acemiliği de anlatır. Gerek beyaz gerekse de siyah insan denen varlığın toplam yaşam gücünü gösterirler. Gelinliklerin ve gelin odalarının beyaz olmaları saflığın ve bakireliğin simgesi olduğu kadar, aynı zamanda da yeni başlangıçların, geçmişin unutularak herşeye yeniden başlamanın göstegesidirler. Beyaz için fazla söylenecek söz yok demin dediğim gibi beyaz tüm renklerin bir sentezi ama gizem dilindeki temel anlamı saflık ve deneyimsizliğin yanısıra içinde bilgeliği ve sonsuzluğu bulundurması yani iki ucu hem saf, lekesiz, hem de yaşam ve ölümün tüm bilgisine sahip. Öyleyse beyazı yaşamınızda kullanıyorsanız, ya kendinizi saf, çocuksu, deneyimsiz ve sığınacak yer arıyor gibi göstermek istiyorsunuz, ya da siz bilginize, ruhsal ve maddi gücünüze haddinden çok fazla güveniyorsunuz. Öylesine ki, karşınızda kimseni durmasına tahammül edemiyorsunuz. Dikkatli olun ve beyaz rengi kullanırken iyi düşünün. Beyaz rengi sevmiyor ve kullanmıyorsanız deneyimsizlik ve gösteriş sizi rahatsız ediyor, hatta korkutuyor. Yaşamınızı doğal duygularla yaşamak amacındasınız. Birşeyin değişmesinden rahatsızlık duyuyor ve yenilikleri merak etmiyorsunuz. verengi toprağın rengidir.

Ruhsal Şifanın Assolisti-Deepak Chopra


Kuantum Sağlığı iyileştiriyor

Ruhsal şifanın ve bitkisel tedavinin en tanınmış ismi Hint asıllı bir doktor olan Deepak Chopra. Bu yazıda Chopra ile ilgili bir araştırmayı okurken, tıbbın en üst düzeyinde şifaya nasıl bakıldığını göreceksiniz.

ABD´nin önemli tıp adamlarından Dr. David Lar­son, kro­nik hastalıklarda ve­ya a­ğır vakalarda dok­tor­la­rın has­ta­la­rı­na bazı so­ruları sor­ma­la­rı için e­ği­tim gör­me­le­ri­ni is­tiyor. Ör­ne­ğin şu soru gibi;"İnanç si­zin i­çin ö­nem­li mi?" Ya da,"Has­ta­lı­ğı­nı­zın ça­re­si­ni bul­ma­nız­ için inanç ö­nem­li mi?" gibi... E­ğer ce­vap­lar e­vet i­se dok­tor has­ta­sı­nın gü­ve­ni­ni sağlamak için bir din yetkilisi i­le tar­tış­ma­yı is­te­yip is­te­me­ye­ce­ği­ni de so­ra­bi­lir. Ayrıca, Lar­son a­te­ist o­la­bi­le­ce­ği­ni­zi ama bu­nu dürüstçe söy­le­me­niz ko­nu­sun­da da ıs­rar et­mek­te.

Bir çok doktor artık me­di­tas­yo­nun ve du­a­nın “Has­tayı İ­yileştirme Metodu”nun bir par­ça­sı ol­du­ğu­na i­nan­mak­ta. Fa­kat bunun koşulları olmalı, has­ta­la­rın zih­nin gü­cü­nün be­den­de­ki et­ki­si­nin üs­tün ol­ma­sı­na çok e­min ol­ma­la­rın­dan korkuluyor ve örneğin ke­mo­te­ra­pi gi­bi zor bir tedavi ye­ri­ne, meditasyona veya duaya yönelme­le­rin­den en­di­şe duyuluyor. Artık dok­tor­la­rı has­ta­la­rın ruh­sal ih­ti­yaçla­rıy­la daha çok ilgilendiren faktör, la­ik ve e­ko­no­mik bir gelişim süreci o­la­bi­lir. A­me­ri­kan tıb­bı HMOS adlı bü­yük bir tröst ta­ra­fın­dan iş­le­ti­len ve tabana tüketim potansiyeli gözüyle ba­kan grup­lar ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­len bir ti­ca­ri güçtür. Tıbbi i­ş a­dam­la­rı müş­te­ri­le­rin yani hastaların is­te­di­ği ruhsal şifayı bi­lim­sel yönde e­ği­til­miş uzman­lar­dan çok da­ha u­cuz bir yol o­la­rak gör­mek­te­ler. Har­vard e­ği­tim­li dok­tor ve Spon­ta­ne­o­us tıp dergisinin ya­za­rı o­lan An­drew We­il’in dik­ka­ti­ni çe­ken şu yön var: “Tıb­bın a­ni­den bu yö­ne a­çıl­ma­sın­da­ki güç­lü et­ken­ler var. Şifacılığın yayılması tü­ke­ti­ci is­te­ğini azaltırken e­ko­no­mik tıp yı­kıl­abilir . Öyleyse yeni kazançlar aranmalı”

Bir doktorun dramı

Cynics adlı kurum, dok­tor­la­ra sev­me­dik­le­ri hal­de ruhsal şifayı be­nim­set­mek i­çin da­ha pra­tik bir ne­denin ol­du­ğu­nu i­şa­ret ediyor. ABD´de yan­lış te­da­vi si­gor­ta ve tazminat ma­li­ye­tleri­nin faz­la ol­ma­sı, dok­tor­la­rın has­ta­la­rı­nın ruh­sal prob­lem­le­riy­le il­gi­len­me­le­ri­ni ve hat­ta ge­re­kir­se diz­le­ri­nin ü­ze­ri­ne çö­küp on­lar­la du­a et­me­le­ri­ni sağ­la­dı. Elbette ki, bu yolla sa­de­ce te­da­vinin ya­nıl­maz o­lduğu i­maj­ı dü­zelt­ilemez ama iş­le­rin ak­si git­ti­ği bir du­rum­da, hastalar dok­tor­la­rı­nı da­va et­me­ye da­ha az yat­kın o­lur­lar. Şimdi ilginç bir örnek okuyacaksınız...Dr. Ho­ward Fu­erst ki­tap ya­yım­cılığı yapan kı­zı­na çok şa­şır­mış­tı. 1991 yı­lın­da kı­zı o­na “Qu­an­tum He­a­ling/Kuantum Şifacılığı” ad­lı bir ki­tap gön­der­miş­ti, ya­za­rı De­e­pak Chop­ra a­dın­da Hint­li bir ruh­sal teda­vi­ciy­di. 1955’den 1986’ya ka­dar Holl­ywo­od, Flo­ri­da’da dok­tor o­lan Fu­erst, Pennsy­lva­ni­a Ü­ni­ver­si­te­si´n­de tıp o­ku­muş­tu ve Chop­ra´­nın te­zi (İn­sa­nın zih­ni­nin ve ru­hu­nun bir­bi­ri­ne çok ya­kın ol­ma­la­rı) şeklindeydi. Ama Fuerst, ki­ta­bı göz­den ge­çi­rip, bir ke­na­ra at­tı. Bir zaman sonra pros­tat kan­se­ri ol­du­ğu­nu öğ­rendi, has­ta­lık çok i­ler­le­mişti ve a­me­li­yat ne­re­dey­se im­kan­sızdı. Ve­ri­len stan­dart hor­mon te­da­vi­si en i­yi şart­lar al­tın­da Fu­erst’e i­ki yıl­lık bir ya­şam sağ­lı­ya­ca­ktı. Ve Dr. Fuerst Chopra´nın kitabını anımsadı, kaybedecek bir şeyi yoktu ve me­di­tas­yona başladı, doğ­ru beslenma re­jimleri uyguluyordu. Hin­du mis­ti­siz­min ba­tı­laş­mış şek­li­nin has­ta­lık­la­rı ön­le­ye­ceğini, hat­ta te­da­vi e­de­ceğini id­di­a eden Chop­ra’nın ki­ta­bı­ artık doktorun başucundan ayrılmıyordu. Her gün 30 da­ki­ka me­di­tas­yon ya­pı­yor­, 5 ke­re du­a e­di­yor­du ve Chop­ra’nın “Mut­lu­luk A­nah­tar­la­rı­nı” günde 10 ke­re tek­rar­lı­yor­du. Yakın çevredeki bü­tün Chop­ra konferans ve pa­ne­lle­ri­ne ka­tı­lı­yor­du.

Derken bir­den­bi­re i­yi­leş­me­ye baş­la­dı, tü­mör kay­bol­du. Aslında tü­mör­ler ba­zen böy­le şey­ler ya­parlar a­ma­e Fu­erst ki­me te­şek­kür e­dece­ği­nden emindi. Gü­le­rek “Pro­fe­sör­le­rim bu­nu duy­sa­lar, ke­mik­le­ri sız­lar. Chop­ra’yı da­ha faz­la in­sa­nın din­le­me­me­si u­tanç ve­ri­ci bir­şey” di­yordu. Bir ne­sil ön­ce A­me­ri­ka’da alay edilme­den i­nan­ç te­da­visinden söz etmek çok zor­du. Ta­bii ki in­san­lar sev­dik­le­ri has­ta yakınları i­çin hiç bir za­man du­a et­mek­ten vaz­geç­me­di­ler. ”Chris­ti­an Sci­en­tist” gi­bi di­ni grup­lar ruhsal faali­yet­le­ri ha­la tıb­bın en üs­tün tek­ni­ği o­la­rak gör­mek­te­ler. Ama tıbbın geçmişi sağlamdır, 19. Yüz­yıl­´da Pas­te­ur ve Ehr­lich mik­rop i­le has­ta­lık a­ra­sın­da­ki bağ­lan­tı­yı or­ta­ya çı­kar­dık­tan son­ra tıp, i­nan­cı sa­de­ce bir ü­mit­siz­lik o­la­rak gör­me­ye baş­la­mıştı. Ama za­man de­ğiş­ti ve sa­yı­sız a­raş­tır­ma­lar sonucunda pis­ko­lo­jinin has­ta­lı­k ve i­yi­leş­me­ ile olan i­liş­ki­si­ farkedildi. Tıp dün­ya­sı­nın bü­yük bö­lü­mü düşünce-beden bağ­lan­tı­sı o­la­rak tanımlanan o­la­ya ha­la kuş­kuyla bak­sa ­da, ruhsal şifa A­me­ri­kan kül­tü­rü­nü feth et­miş du­rum­da. Tabii ki, ruhsal te­da­vi yön­te­mi­nin ön­cü­le­ri veya liderleri ya da uygulayacıları pop starlarına veya film yıldızlarına benziyorlar. Aşırı ünlenip, lüks içinde birer guru gibi dolaşıyorlar. Çe­şit­li dillerde her kesimden din­le­yi­ci­le­re ko­nuş­mak­ta­lar. Dr. An­drew We­il ve Dr. Larry Dos­sey adlarındaki iki doktor, bi­lim­sel yaklaşım­la­rı­na rağ­men, tıp ve ruh i­le il­gi­li o­lan so­ru­ları da soran bir çalışmayla dikkat çektiler. We­il’in son “Spon­ta­ne­o­us He­a­ling/Kendiliğinden Şifa” ad­lı son ki­ta­bın­daki “Ken­di­ni­zi ne ka­dar çok bir e­ner­ji o­la­rak gö­rü­yor­sa­nız fi­zik­sel vü­cu­du­nuz­la ken­di­ni­zi o ka­dar ko­lay bir bütün olarak his­se­de­bi­lir­si­niz” cümlesi sık sık tekrarlanıyor. Ünlü Mas­sac­hu­setts Ü­ni­ver­si­te­si Tıp Merkezi´nde stres a­zaltılma­sı­na uy­gu­la­nan bir prog­ra­mı yö­net­ilmek­te. Ay­nı olaya baş­ka bir yön­den yaklaşan iki uzman daha var, Ka­li­for­ni­ya’lı Ma­ri­an­ne Wil­li­am­son ve Lo­u­i­se Hay. Özellikle pozitif sağ­lık ü­ze­ri­ne o­lan dü­şün­ce­le­re yö­nel­mek­teler. Wil­li­am­son çok farklı bir yaklaşımla a­ra­yan bazı hastalara, has­ta­lık­la­rı­na mek­tup yaz­ma­la­rı­nı önerdi, yani kanserli hasta oturup kanser hastalığına mektup yazarak acılarını anlatacak ve kanserin dostluğunu isteyecekti, böy­le­ce hasta ve hastalık acı ve ıs­tı­rabın de­rin­li­ği­nde buluşup, ba­rı­şa­cak­la­rdı. Wil­li­am­son şöyle demekte; ”Ke­fa­ret o ka­dar i­yi­dir ki o­na fı­sıl­dar­sa­nız bü­tün yar­dı­mı ve des­te­ği si­ze ge­le­cektir.”

Batının ve doğunun bütünleşmesine doğru...

Tıp dok­tor­la­rın ya­nı sı­ra Tho­mas Mo­o­re gi­bi sen­tez­ci­ler de var, on­la­ra Ruhsal Ye­ni­lik­çi­ler de di­ye­bi­li­riz. Mo­o­re her­han­gi bir te­da­vi ö­ner­miyor a­ma has­ta­lık hak­kın­da ye­te­rin­ce yazıyor. Diyor ki; ”Kıs­met, ka­der ve gi­zem do­lu bir dün­ya­da ya­şı­yo­ruz. Ta­bii has­ta­lık­lar bü­tün ya­şa­mı­mı­zı et­ki­li­yor. Tı­bbın has­ta­lık­la­rı ha­la fi­zik­sel bir o­lay o­la­rak gör­me­si çok u­tanç ve­ri­ci.” Bu­na kar­şın ba­zı­la­rı çok es­ki çö­züm­ler ö­ne­ri­yor­lar; ör­ne­ğin Ta­i Chi E­fen­di­le­ri, Ti­bet’li Ef­sa­ne­ler gibi garip isimli şifa grupları ve ha­sta­lık­la­rı a­u­ra ve kuartz kris­ta­lleriy­le te­da­vi e­den mo­dern şaman­lar sıkça görülüyor. Ba­zı­la­rı­na gö­re ise, i­nan­cın ve te­da­vi­nin ka­rı­şı­mı bir ye­ni­lik de­ğil sa­de­ce ba­tının ge­le­neksel bir ka­pütü­las­yo­nu­dur. Il­li­no­is´de­ki Şifa Sanatları Merkezi´nin ba­şın­da o­lan Ra­hi­be Ju­di­an Bre­i­ten­bach şun­la­rı söy­le­mek­te; ”Biz Ba­tı­nın ve do­ğu­nun bü­tün­leş­me­si­ne doğru il­er­li­yo­ruz ve bu­nu sağ­lık sa­ye­sin­de ya­pı­yo­ruz”. Chop­ra’nın bir hay­ra­nı o­la­rak ye­ni ve es­ki çağ a­ra­sın­da hiç bir an­laş­maz­lık gör­me­mek­te; “Bu ko­nu­da in­san­lar çok sı­kın­tı­lı. Biz bu­na Tan­rı´ya gü­ven­mek de­riz, bu­ra­da daha henüz bi­linç­li bir a­dım a­tıl­ma­mak­ta sa­de­ce i­ler­le­me­ye ça­lış­mak­ta­yız.” Tek tek yükselen ses­ler, bir­leş­tik­le­ri an­da çok güç­lü bir gürültü ve ka­la­ba­lık o­luş­tu­ru­yor­lar. Ken­di ken­di­ne yar­dım­cı ol­ma­nın ve A­me­ri­ka’da­ki ruhsal te­da­vi i­ler­le­me­le­ri­ni 8 yıldır inceleyen sos­yo­log Pa­ul Ray is­tek­li din­le­yi­ci­le­re “Kültürel Yaratıcılar” di­yor. Bu grup 44 mil­yon in­san­dan o­lu­şmakta, % 60’ı kadın ve ge­nel­de or­ta ve üst ta­ba­ka­dan gel­mek­teler, çev­re bi­li­mi­ne ve ka­dın ya­yın­la­rı­na il­gi gös­ter­iyorlar. Baş­ka­la­rı on­la­ra de­ği­şik bir i­sim ve­ri­yor: “On­lar bu se­ne 50 yaş­la­rı­na ba­sa­caklar ve bu yön­tem­le ken­di ö­lüm­le­ri­nin yü­zü­ne bak­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar.” Peki, acaba Chopra´nın bu kadar ünlenmesinin ardında ne var?

De­e­pak Chop­ra 1970 yı­lın­da A­me­ri­ka’ya ge­len 49 ya­şın­da bir he­kim ve en­dokri­no­lo­jist. Ay­nı za­man­da da Hin­du bir mis­tik­. A­ma üs­tün­lü­ğü yaptığı sen­tez­in başarısında ya­ni bir­leş­ti­ril­miş bir viz­yonu oluşturabilmiş, tıb adamlığı ile mistisizmi tek bir tabloda görebiliyorsunuz. Chop­ra’nın id­di­a­sı he­pi­mi­zin ev­ren­de koz­mik bir ta­ban­da eş­za­man­sal çizgide ya­şa­dı­ğı­mız­dır. 1993’de yaz­dı­ğı “A­ge­less Body, Ti­me­less Mind/Yaşsız beden, Zamansız Düşünce” ad­lı i­yi sa­tan ki­ta­bın­dan son­ra arka ar­kaya ki­tap yaz­dı ve 6 mil­yon kitabı sa­tıl­dı. Bunu vi­de­o ka­set­le­r izledi. Chop­ra şimdi internette de var “Chop­ra’nın son tec­rü­be­si” ad­lı bir CD de şu an ha­zır­lan­mak­ta. A­me­ri­ka’da o­ku­ma­yan­la­ra, te­le­viz­yon sey­ret­mi­yen­le­re ve NET’le il­gi­le­ri ol­ma­yan­la­ra Chop­ra ya­kın­la­ra git­mek­te. Chop­ra bir gu­ru olarak tanımlanmak­tan nef­ret e­diyor. Ama baş müridi ünlü Hollywood yıl­dı­zı, Demi Mo­o­re ken­di­si­ne böy­le hi­tap e­tmeye devam ediyor ve Moore şar­kı­cı Na­o­mi Judd ve eski Beatle Ge­or­ge Har­ri­son i­le bir­lik­te Chop­ra’nın ya­kın­da Ka­li­for­ni­ya’da “La Jol­la” a­dı altında a­ça­ca­ğı sağ­lık mer­ke­zinin da­nış­ma kad­ro­sun­da yer alıyorlar. O­nun di­ğer­ ünlü müritleri a­ra­sın­da Mic­ha­el Jack­son, mo­da­cı Don­na Ka­ran ve Mic­ha­el Mil­hem de var. Aslında Chop­ra da­ha üs­t bilgelik ve kültür otoriteleri ta­ra­fın­dan henüz da­ha onaylanmamış du­rum­da. Yi­ne­ de medya Chop­ra’dan el­le­ri­ne ge­çen mil­yon­lar­dan vaz­geç­me­ye ra­zı gö­rün­müyor. Bir çok üst yö­ne­tici onu a­çık­ca övüyorlar ve Chop­ra’nın menejerleri “İna­nıl­maz bir­şey a­ma Chop­ra’yı se­ven­ler a­ra­sın­da dev­le­tin üstünden bir çok a­dam var” de­mek­teler. Chop­ra Ame­ri­ka´da i­nanç­la di­nin bir­lik­te uy­gu­la­na­bil­me­si yolunda ortak bir li­san bu­luna­bil­me­si i­çin her­kes­den da­ha çok ça­ba sarf et­tiği iddia ediyor.

"Onun başarısı inancına dayanıyor."

Bazı A­me­ri­ka­lı dok­tor­lar, ru­hun i­yi­leş­tir­me gü­cü hak­kın­da­ki kabullerinde o­nu ön plan­da tut­tular.Çünkü Chop­ra onlara göre i­de­al bir kı­la­vu­z, milliyetçilik öncesi kül­tü­rel bir ge­le­ne­ği yer­leş­ti­riyor.Ve Chop­ra ama­cı­nı ve o­la­ğa­nüs­tü i­le­ti­şim yetenek­le­ri­ni kullanarak, on­la­rın bil­me­di­ği bir­şe­yi, ba­sit­leş­ti­ril­miş bü­yü­le­yi­ci bir Hin­du­zim’i i­ma e­di­yor­. Chop­ra’nın ye­ni a­no­nim şir­ke­ti In­fi­ni­te Pos­si­bi­li­ti­es’in i­da­re­ci­si şöy­le di­yor: “Dün­ya De­e­pak’ı al­mak i­çin ha­zır o­lan bir ba­sa­mak, o sadece bir ka­ta­li­za­tör kul­la­nı­yor.” Bu­nun­la be­ra­ber, Chop­ra 1988’de kö­tü bir olay yaşadı, ba­ba­sı ba­şa­rı­lı bir İn­gi­liz kar­di­olo­jistiydi, Chop­ra´nın ünlü A­yu­r­ve­dik i­la­cı­nı kalp ra­hat­sız­lı­ğı i­çin bit­ki­ kökenli ge­le­nek­sel Hint kü­rü olarak kul­lan­dı­ğı­nı öğ­ren­di­ğin­de ba­ba­sı İn­gil­te­re’dey­di. Ve baba Dok­tor red­det­ti; ”O­nun ba­şa­rı­sı i­nan­cı­na da­ya­nı­yor” di­yordu. Bu arada kendi babası da yani Chopra´nın dedesi de aynı ilacı kullanıyordu. Baba Chop­ra Lon­dra’daki bü­yük­ba­ba­sın­dan bu saç­ma­lı­ğı bı­rak­ma­sı­nı ve ba­tılı bir kalp uz­ma­nı bul­ma­sı­nı is­te­di. Yaş­lı a­dam bu­nu yap­tı ama i­ki haf­ta son­ra öl­dü.

Yir­mi se­ne­lik ka­ri­ye­rin­de, De­e­pak ba­ba­sı­nın yo­lun­da gi­bi gö­rü­nü­yor­. Ay­rı­ca­lık­lı, sempatik ve başarılı, önemli bir tıp kurumu olan All In­di­a Scho­ol Of Me­di­cal Sci­en­ces’e ka­bul e­dil­di. 23 yaşındayken Vi­et­na­m Savaşı´nda ortaya çıkan dok­tor ek­sik­li­ği sı­ra­sın­da or­du­ya kay­de­di­ldiğinde New Jer­sey’de kü­çük bir has­ta­ne­de çalışıyordu. 38 ya­şın­da, Mas­sac­hu­setss Has­ta­ne­si’nde per­so­nel şe­fi oldu, “Be­nim a­ma­cım A­me­ri­ka­lı mes­lek­taş­la­rı­mla e­şit ol­mak ve­ya on­la­rı geç­mek­tir” di­­yordu. A­ma o zaman o­rta­da prob­lem­ler vardı. Chop­ra’yı ya­şam tar­zı kor­kutuyordu; Fin­can­lar do­lu kah­ve, pa­ket­ler­ce si­ga­ra ve sa­kin­leş­mek i­çin her ge­ce viski. Ay­nı za­man­da da sağ­lık ba­kı­mı i­le il­gi­li kuş­ku­la­rı git­tik­çe yük­se­liyordu. Bir za­man­lar onun için hastaneler olağanüstü yerlerdi. A­ma bir zaman sonra “Tek yap­tı­ğım te­ker te­ker has­ta­la­rı mu­aye­ne et­mek ve de­vam­lı i­laç yaz­maktan ibaret, ay­nen ka­nu­ni bir es­rar sa­tı­cı­sı gi­biyim." diyordu. Chopra, o günleri anımsayarak geçerli tıp sisteminin kı­sa va­de­li te­da­vi­le­r sağ­la­ya­rak, u­zun va­de­li ön­lem­le­re ö­nem ver­me­diğini, ba­tı­lı he­ki­mliğin sis­te­minin bo­zuk olduğunu ve ay­nı za­man­da da doktorların mer­ke­zin­de bu­lun­dukları ticari bir dün­yayı beslediklerini belirtiyor. Chop­ra a­ğda­ki ö­rüm­cek gi­bi has­ta­la­rı­nı tu­za­ğa dü­şür­mekden vaz­geç­tim, diyordu.

Chopra, Mahareshi´nin fanatiği oluyor...

1980 yılında, bir gün okunmuş kitap satan bir dükkanda Mahareshi Mahesh Yogi´nin bir kitabını bulmuş ve meditasyona başlayarak sigara ve içki tutkusundan kısa zamanda kurtulmuştu. 1983´de Hindistan´a giden Chopra kendi tabiriyle ruhsal aydınlanmaya ulaştı ve Mahareshi´yi ziyaret etti. 1970´lerde Mahareshi çok popülerdi, aynı yıl Ayurvedik Bitkisel Kürleri duyurdu ve satışlarını başlattı. Bunun için Mahareshi ABD piyasasına Ayurvedik sözcüğünü bir tire ekleyerek soktu, Ayur-Veda olarak. Ve Chopra ABD´ye döndüğünde bir Ayur-Veda pazarlamacısı ve satıcısı olmuştu. "Mahareshi büyük bir efsane, felsefesi, klasik Hintli görünümü çok çarpıcıydı, bilgeliği basit ve parlaktı. Tam bir fanatik olmuştum ama pasif değildim, birkaç yıl dünyanın bir çok yerini gezerek Ayur-Veda´yu tanıttım.." diyordu. 1987´de Chopra, Mahareshi Uluslararası Ayur-Veda Ürünleri Şirketi´nin yöneticisi olmuştu. 1989 yılı geldiğinde, o artık bir milyonerdi, Mahareshi onu "Ölümsüzlük Efendisi" ünvanıyla onurlandırdı. 1991´de ise Chopra adı Amerikan Tıp Birliği Bülteni´nde ilk kez yer aldı. İddiaları dikkat çekiyordu ve sert bir dille eleştirildi, Mahareshi bir yana atılabilirdi ama Chopra bir doktordu. Paketi 95 $´a satılan bitki karışımları tepki alıyordu, bir dönem şarlatanlıkla suçlandı. Chopra, ancak 1993´de bu saldırılara iftira edildiği cevabını verecekti. Tıb dünyasının saldırıları ve Chopra´nın yaklaşımları, nedense Mahareshi´nin politikasına ters düşünce ilişkileri kopma noktasına geldi. Daha sonra Chopra, bu ayrılığı "Kendimi bir kuş gibi özgür hissediyorum, artık yazabilirim."diye tanımladı.

Kitaplarında, kişisel anektodlar, bazı bilimsel çalışmalardan alıntılar, bilgelerden alınma ruhsal vecizeler vardır. Dostoyevsky´den, Hint Destanı Vedalar´dan, Alman fizikçi Heisenberg´den söz eder, evde kendi kendine uygulanabilen eksersizleri öğretir. Kitaplarının özünde, sınırsız bir bir değişim fikri, dinsel-felsefe çizgisinde sürekli tekrarlanır. Chopra´ya göre, bedenimiz tükenecek olan madde kütlesidir ama biz hücrelerimizi değiştirerek yenileyebiliriz. Bizler sabit bir oluşumun içindeyiz. Atomaltı düzeyde. bizleri saran havadan daha yoğun değiliz fakat daha seçkin veya ayrıcalıklıyız. Kuantum fiziğinden bu yana, madde ve enerjinin iç değişimini öğrendik, bizler tek başına varolmuş bireyler değiliz, sonsuz evrensel bir enerji alanının içindeyiz ve parçasıyız, enerjinin zeki bir alanını oluşturuyoruz. Chopra, "Bedenimiz, tüm kozmosun yönettiği zeki bir örnektir, tek bir bütünüz, evrensel bedenin parçasıyız ve düşüncemiz evrensel düşüncesinin bir açısıdır." derken ekliyor;" Stresi azaltmak için bedeninizi dinleyin, Ayur-Veda pratikleri ve meditasyon yaparak evrensel düşünceyle uyum sağlanabilir. Mistik enerji oluşumu hastalıkları ve bilhassa kanserojen tümörleri kuşatır ve değiştirir, bunu yapmak zor değildir. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam sonucunda 130 yılın üzerinde yaşayabiliriz. Ölüm, küçük bir korkudur, eğer temel kimliğimizi tanır ve evrensel enerji alanının bir parçası olduğumuzu anımsarsak ölümsüz oluruz."

Chopra, 1993´de ünlü talk-show sunucusu Oprah Winfrey´in tv programına çıktığının ertesi günü, 137.000 kitabı satıldı. Günümüzde yüzbinlerce Amerikalı Chopra´ya şükran dolu, sayısız insan onun kitaplarından aldıkları olumlu sonuçlardan söz etmekte, sanki toplu bir isteri yaşanıyor. Geçen yıllar içinde Chopra, klinik çalışmalarını tamamen bıraktı, hatta California Tıp Lisansı´nı dahi yenilemedi. Chopra Merkezi´nde yoğun çalışmalarını sürdürüyor. 15 milyon $´ın üstünde kazancı olduğu belirtiliyor, bitki karışımları hala satılıyorlar. Chopra´nın son kitabı "Merlin´in Dönüşü" bir roman, daha sonra mini bir seri düşünüyor. Müziği ve şiiri birleştiren bir senaryoyu yazıyor, bu çalışma ünlü rock grubu Eurythmics tarafından seslendirilecek. Bu bir Chopra müzikalinin ilki.

Düşüncelerimiz, bedenlerimizde değişimler yaratıyor. Doktorlar, hala ruhsal şifanın sırrını çözme savaşındalar, aslında gerçek vakalar çok az ama bilimsel araştırmalar için yeterli sayıda. Binlerce şarlatan şifacı olmasına rağmen, bazı çarpıcı ve kesin olaylar işin önemini vurguluyor. Asıl önemlisi, ruhsal şifanın içte yani kişinin düşüncesinde yaratılması gereken bir enerji olarak uygulanabilmesi Dışardan, bir başkasından gelen enerji olarak düşünülmemesi gerekiyor. Dr. Rita Kumar; "Eğer fiziksel hastalık belirtileri, düşünce ve ruhla ilişkili olmasalar beden hemen ölecektir. İnanıyorum ki, düşüncelerimiz bedenimizde değişimler oluşturuyor. Ama, bizler düşünce-beden-ruh tıbbında aynı standartlarda taraflıyız, umarım Chopra işini hala yapıyor ve bu iş sadece ruhsal şifa ile ilgili olsun."

Chopra´nın kısa öyküsüydü bu, Ruhsal Şifa var mı, yok mu? Gelecekte konu daha aydınlanacak, bilimsel ilginin gittikçe artması ve tıp mensuplarının yaklaşımları şifa olayını gittikçe güncelleştirmekte. Fakat gerek Chopra´da, gerekse de benzerlerinde ortak mesaj veya öğreti çok açık; Ruhsal Şifa´nın sırrı insanın kendisinde, bu inanılmaz enerji düşüncelerimizde, ruhumuzda gizli, onu açığa çıkarabilmek, kullanabilmek, bedenimizde değişimler yaratabilir. Ölümcül hastalıkları durdurabilir, yaşamı sürdürebiliriz. Önemli olan, şifacılık şarlatanlığını durdurabilmek, onların yarattıkları kirli enerji alanı ölüme daha çok kapı açıyor, dıştan değil, içten gelen enerjiyi aramalı ve bu gücün kaynağını gösteren bilgiyi öğrenmeliyiz. Aslında Chopra dahi, ticari bir örnek ama zararı şifacı taslaklarından çok daha az, çünkü Deepak Chopra binlerce yıllık görkemli ve sınanmış bir öğretiyi çağdaş yöntemlerle iletiyor. Şimdilik bu kadarı yeterli...

 

Türkiye´de Yeni Çağ

Türkiye´de ne var, ne yok?
Yeni Çağ öğretisinin İngiltere´deki en önemli merkezi 1971 yılında, Worcestershire´da West Malvern´de Sir George Trevelyan tarafından kurulmuş olan "Wrekin Trust". Trust bir eğitim merkezi ve dünyanın her yerinden, her ırk ve milletten öğrencileri bulunmakta. Sloganları, uyanışı duyurmak, tanıtmak, ruhsal prensipler üzerinde çalışarak bireyi ve evreni bütünleştirmek. Buna göre geçmişi ve kökeni bilinmeyen evrensel bilgi, modern bilim ve psikoloji ile birleştiğinde kutsallaşacak ve herkes için yararlı olacak. Orta Çağ üniversiteleri tarzında çalışan bu kuruluş metod ve sistemlerini yansız, bölücü olmayan, kimseyi dışlamayan bilgiler üzerinde yoğunlaştırarak tek olanla yani Tanrı ile bütünleşmeyi öğretmeye çalışıyor. Ve burada her dinden insan bulunsa da, hiç bir dinin dogması benimsenmiyor ve inançların sadece bütünleştirici yönleri ele alınıyor. Trust, benzeri birçok kurumun sonradan ortaya çıkmasına neden olmuş. Peki, biz nerelerdeyiz? Biz henüz oralara gelemedik, ama Yeni Çağcı bireylerimiz yok değil, belki bizim bazı ünlülerimiz Tocqueville, Needleman, Lester Brown, Carl Sagan, Shirley MacLaine gibi davransalardı sonuç çok başka olabilirdi, tabii ki düşüncelerini medyaya ciddi olarak aktarmaları kaydıyla. Ancak bir kaç kişi var... Onlar Yeni Çağ Türk´ü olma yolundalar. Ama bu başka bir konu...

VE YILDIZLAR GÖKTEKİ TAHTLARINDAN, IŞIKLARIYLA, ÖLÜMLÜLERE VERİLEN UMUTLAR GİBİ, BAKMAYACAKLAR AŞAĞIYA...
POE "ÖLÜLERİN RUHLARI-III"

 

Yeni Çağ nedir?

YENİ ÇAĞ´DA TOPLUM YAŞAMI
 

PSİKOLOJİ TEKNİKLERİNE NE DERSİNİZ? YA EĞİTİM? DİN? SİYASİ UYGULAMALAR? REKLAMCILIK VE SATICILIK? İŞTE BÜYÜK GÜCÜ OLAN BİR TEKNOLOJİ, ANCAK BUNLARIN TÜM TEKNİKLERİ VE YÖNTEMLERİ YANLIŞ ELLERDE... SKİNNER "WALDEN İKİ"

 

"YENİ ÇAĞ-NEW AGE" sözcüğü gerçekte yeni değil, terminolojinin geçmişi 1914´e kadar uzanıyor. Yeni Çağ sözcüğü ruhsal ve sosyal eyleme dayanan en geniş anlamda özgürlükçü bir dünya görüşü ve yaşam biçimi demek, ilgilendiği düşünsel konuların içinde dinsel inançlar, felsefe, Ruhçuluk yani Spiritüalizm, Mistisizm, Sağlık, Psikoloji, Parapsikoloji, Ekoloji ve Okültizm yer alıyor. Yeni Çağ Düşüncesi kolay tanımlanamaz ve niteliği açıklanamaz gibi görünse de bu asla bir yetersizlik değil. Aksine Yeni Çağ Düşüncesi, bir ideoloji ya da demokrasi ötesi bir rejim olabileceği şeklinde düşünülüyor. Gerçekten de derinlerine inilmiş Yeni Çağ Düşüncesinde toplumun en sağlıklı biçimde varolmasının, sürekliliğinin ve sağlığının yolları görülebilir. Üstelik bu yollar, ne Marksizm kadar soğuk ve radikal, ne köktendinci yöntemler kadar ezici ve yasaklayıcı, ne emperyalist ve faşist rejimler kadar bölücü, ne de demokrasi kadar uyumsuz ve çaresiz değil gibi görünüyor. Yeni Çağ diliyle Komünizm´in ve ılımlı popüler Sosyalizm´in ötesinde eşitlikçi ve hümaniter gözüken demokrasi aslında temel yapı taşındaki insan malzemesinin mükemmel veya kusursuz olması ilkesine dayanıyor. Ve Demokrasi her düşünceye özgürlük tanıdığı ve bireylerin yasalar karşısında eşit olduğu ilkeleriyle yola çıkarak, İnsanoğlu´nun binlerce yıldan beri hiç değişmeyen egosunu görmezlikten geliyor. Ama daha da önemlisi demokrasinin eşitliğe gerçekten inanması, ama bu inanç Yeni Çağcılara göre mümkün değil çünkü İnsanoğlu eşit olarak yaşamadığı gibi, eşit olarak da doğmuyor.

Yeni Çağ´da konuşulan insandır

"Biz Burada İnsanı Konuşuyoruz..."
Yeni Çağ´ın önemli savunucularından David Spangler´e göre, Yeni Çağ bir metamorfoz, bir değişim, simgesel olarak ise dünyanın kendisini evrensel zekaya tam anlamıyla açması anlamında ve bu açıklığın metodolojisi sevgi ve olabilirlik anlayışı. Onlara göre hiçbir şeye olamaz, mümkün değil, yapılamaz denmemeli, muhakkak herşeyin bir çıkışı, bir çözümü ve bir sonucu var, önemli olan bu sonucun pozitif olması ve hiçbir bireye zarar vermemesi ya da pozitife dönülebilir zararla yetinilmesi. Bu mümkün mü? Genelde birinin yararı, birilerinin zararına olmuyor mu? Ama gerçek acaba böyle mi? İşte Yeni Çağcılar bu tür şablon gerçeklerdin bir kez daha düşünülmesini istiyorlar. Binlerce insanın ölümü, perişanlığı, yıkımı herkesin de bal gibi bildiği gibi, toplasanız birkaç düzine insanın çıkarları ve politik dogmalarından başka hiçbir nedene dayanmıyor mu? Akla Remarque´nin "Garp Cephesinde Yeni Birşey Yok" u geliyor; Cephede savaşan bir asker şöyle diyordu; "Bizi buraya yollayan devlet adamları, bir meydanda kendi aralarında güreşip kozlarını paylaşsalar olmazmıydı?" Değil mi ya? Şu gözü kanlı Sırp liderleri ile avanesi, Bosnalı liderlerle bilek bükmecesine otursalar veya tavla, satranç oynayıp kozlarını paylaşssalar, ne olurdu? Mesela bizim başbakanımız, Apo´yu satrançta muhakkak mat ederdi. Amaç yenmek değil mi? İlle de öldürmek, parçalamak, gözünü kan bürümüş insanlar yaratmak mı gerekiyor? Hayal bu ya! İşte Yeni Çağ yaklaşımı insana bunları ister istemez düşündürüyor. Yeni Çağ taraftarları evrenin ebedi yasalarına inanıyorlar, düşüncede ve kalpte bu yasalarla buluşmayı amaçlıyorlar. Jacop Needleman önemli bir Yeni Çağ uzmanı, 1984´de yayınladığı "Yeni İnançlar" adlı kitabında, bireyin kendini çok tanımasının ilke olması gerektiğini belirtirken, kendini doğru ve yanlışlarıyla anlamış ve çevresine verdiği zararı objektif olarak idrak etmiş olan birey, toplumu da her kesimi ve boyutuyla algılayacak ve bütünleşecektir, diyor ve ekliyor;"..eski veya yeni, geçmiş, an veya gelecek asla bir klasmana, ayrıma tabii tutulmamalıdır, düşüncede veya duyguda, psikolojik veya ruhsal ve de hatta dinsel, bunların hepsi bir bütündür.. biz burada, İnsanı konuşuyoruz, beraberinde de İnsanlık olayını, isteklerimiz yeni gibi görünüyorsa da, hiç de öyle değil, bunlar ebedi yasalardır ve hep vardılar.."
 

Yüksek bilinç arayışları...
Birkaç önemli Yeni Çağcı daha var; Fransız yazar ve devlet adamı Alexis de Tocqueville Yeni Çağ sisteminin geleceğini düşünce olarak daha eskilerde 1950´lerde öngörmüştü, daha sonra ise "İnsanoğlu materyalist taşmadan iyice bunaldı, en basit canlı topluluğunda dahi bulunan kollektif ve paylaşımcı yaşam insanda hiç yok. Ama kollektif bilince sahibiz, bireysel olarak düşünemediğimizi tüm İnsanlık bilinci olarak düşünebiliyor ve tedbirlerini almak için alternatif inançlar ve yaşam biçimleri oluşturuyoruz. İşte bu ruhsal birikim, inanılmaz bir reaksiyon olarak patlayacak ve tüm dogmaları ezip geçecektir, bunun önümüzdeki on yıl içinde gerçekleşmesi kaçınılmazdır." diyordu. Tocqueville o dönemde bugünü de görmüştü; "ABD toplumunda mistisizmin patlaması da kaçınılmazdır, zira demokrasi adına yapılan heşey iflas etmiştir, toplum doğal hakkı olan refahı bir yerden elde etmek zorundadır ve karşıt güçler şu anda egemen görünse dahi, bu geçicidir, çünkü İnsanoğlu tüm geçmişi boyunca istemediği herşeyi zaman zaman farkında olmasa dahi yoketmiştir ve uygar kitleler şimdiki yönetim biçimlerini artık dönüşü olmaz biçimde istemiyorlar." Yeni Çağcılara göre demokrasinin ve insan haklarının keyfi olarak yönetici sınıf tarafından belirlenmesi ciddi oranda tehlikeli noktaya ulaştı, Yeni Çağcılar anayasaların dahi geçersiz olduğu görüşündeler ama bunu silahlı anarşiyle yenilemek yerine kültür devrimi düşünüyorlar ama tabii bu Kültür Devrimi´nin Mao türü değil, yöntem olarak da kendi içlerindeki özgürlük ve mutluluğu kullanıyorlar. Olabildiğince devlet yetkisinden, mümkün olduğunca devletin sağlaması gereken hizmetlerden uzak kalmaya çalışıyorlar, çok elzem durumlarda yetkili konumlarda bulunan kendi gibilerini arayıp buluyorlar. Üç ana konu onlar için çok önemli, tıbbı, psikolojiyi ve dini dogmalarından arındırıp, ortodoks kalıplardan kurtarmak ve belli bir zümrenin kontrolunu kırmak, bunun için batıda sık sık Yeni Çağcı kiliselerin ortaya çıktıkları ve de Vatikan dışı rahipler grubunun etkinlikleri görülüyor. 1960´larda başlayan sosyal ve politik huzursuzluk, hemen tüm batı ülkelerinde Uzak Doğu inançlarının yayılması için gereken zemini oluşturdu, aynı paralelde de etnik dev blok komünlerden kopulmaya başlandı. Bir diğer etki ise, müzik, meditasyon ve yeni felsefenin yarattığı yüksek bilinç arayışlarında oluştu, işte bu etki on yıl içinde hümanistik psikolojinin oluşmasına temel neden oldu. Ve bunu öğreten eğitim merkezleri ortaya çıktı. 

 

Şifalı Taşlar - Mineroloji

Minerolojik Sağlık
Dr. J. M. Shah B.Pharm., Ph.D., D.Sc. Dr. J. M. Shah, hastalıkları Kirlian Tekniği ve Mineral Terapi ile tedavi ettiğini iddia ediyor. Doktor´a göre, bu yöntemle kalp hastalıkları dışındaki hastalıkları ilaç kullanmadan ve cerrahi müdahaleye gerek olmadan önleyebileceği düşüncesinde. Shah´ın tekniği özellikle yüksek kolestrol, diabet ve solunum sorunlarında iyi sonuçlar vermiş; Kirlian Fotoğraf Tekniği 1939´da keşfedilmişti. Bir fotoğraf cihazı aracıyla, auranın veya enerji beden görüntülenmişti. Aura fotoğrafi on el parmağı, iki avuç ve iki ayak üzerinde uygulandığında olası hastalıklar belirlenebiliyor, temel yaklaşım ise hastalıkların enerji bedene 6-8 ay öncesinde giriyor olması. Parmaklardaki enerji halkaları sağlıklı insanlarda, bütün bir daire şeklinde. Kırık ve eksik enerji halkaları başlamakta olan sağlık sorunlarını gösteriyor. Avuç ve ayaklardaki kara noktalar ise, hastalıkların enerji akışını engellediğinin ve düzeyini düşürdüğünün kanıtı. Teşhislerde, Reflexology yani ayaklarla ilgili özel kartlar kullanılıyor. Bilindiği gibi dünyanın her yerinde erken teşhis için büyük paralar harcanıyor, Dr. Shah´a göre yeni buluşlar önemli ve çok yararlı olabilirler ve kendi tekniğini böyle tanımlıyor. Tıbbi Astroloji, Auro Fotoğrafçılığı ve sarkaç araştırmaları erken teşhiste temel öğeler olarak kullanılıyor. Ayurveda alanında bir bilim dalı olarak tanımlanan Tıbbi Astroloji´de, kişinin horoskobundaki (doğum haritası), 6., 8. ve 12. Evler´in gelecekteki olası sağlık sorunlarını gösterdiğini kabul ediliyor. Özellikle de Satürn´ün Güneş üzerindeki etkileri önemli kalp sorunlarını gösteriyor. Auro Fotoğrafi´nin temeli tüm yaşayan organizmaların iki bedeni olduğudur. Birisi görülebilen fiziksel beden, ötekisi ise görülemeyen enerji bedendir. Enerji beden bizim auramızdır.

 

Sıra taşlarda
Aura fotoğrafları enerji düzeyinin bozulduğunu veya değişmeye başladığını gösterebilirler. Ama düzenlemeyi başaramazlar yani sadece uyarırlar. Mineral Şifa inancına göre ise, bunu taşlar başarmaktadırlar. Bunun için temelde 9 taş kullanılıyor ve renklerle eşleştiriliyor;
Mor = Kara safir
Çivit Mavi = Elmas
Sarı = safir
Yeşil = Zümrüt
Sarı = Mercan
Portakal = İnci
Kırmızı = Yakut
İnfra kırmızı = Kedi Gözü
Mor ötesi = Gomede
Bu renklerle, taşların arasındaki vibrasyonların dengesi enerji bedenimizin sağlığını gösterir. Denge bozulduğunda, hastalık başlar. Bozuk vibrasyonlar, taşların yardımıyla dengelenebilir ve yeniden sağlık kazanılabilir. Işık vibrasyonları, yıldızlardan ve gezegenlerden gelirler, bizler vibrasyonları farklı düzeylerde alır ve bireysel olarak ruhlarımızda bulunan eş enerji merkezleriyle bütünleştiririz. Her insanın ruhu, ışığın yedi rengiyle beslenir ve fizik biliminde her rengin farklı dalga boyları vardır. Yani; Renk Dalga boyu Frekans (Angstrom/saniye) (Vibrasyon/saniye) ------------ ---------------- -------------------- Mor 4000 750 trilyon Çivit 4000 700 " Mavi 4600 650 " Mavi/yeşil 5000 600 " Yeşil 5400 550 " Sarı 5800 500 " Portakal 6200 450 " Koyu kırmızı 7000 430 " Hindu Vedik kitaplarda taşların şifa amacıyla kullanıldıkları yazmaktadır. Örneğin yakut ve mercan sıcak taşlardırlar, zayıf kalplere enerji verirler. Hasta, belli enerji merkezlerinin takviye edilmesiyle güçlenebilir ve oradaki aura düşüklüğü düzeltilebilir. Evet, Dr. Shah´ın anlattıkları böyle; bilim kuşkulu ve ihtiyatlı ama yine de düşünmek gerek. Bugünkü bilimimiz, 500 yıl önce büyücülük olarak tanımlanabilirdi...

Minerallerin gücü, yararları, yararlı taşlar ve etkileri, kristal terapi seansları, takıların doğru kullanımı ile ilgili kurs, seans almak veya workshop günlerini öğrenmek için lütfen 0 212 296 45 21 no'lu telefon numarasından Divina'yı arayarak bilgi alınız.

Bazı Taşların Karakterleri

Uyarı simgeleri:
 

* CTR: Yedi şakranın yerini öğrenin ve vücudunuzdaki yerlerini bularak, 7 endokrin guddesiyle karşılaştırın.
* H: Dozuna dikkat edin.
* T: Toksik olabilir (tozlu, dumanlıysa), bir taş bazen toksik yani zararlı olabilir. Dikkatle izleyin veya uzmana danışın.

 

Agate: Kalkedon. Kırmızı, portakal, sarı, kahverengi tonlarında. Som. Öğütülebilir. Mide, bağırsak, karaciğer, dalak, böbrekler ve radyasyon hastalıklarında etkili. Kalp üzerine takıldığında kan şekeri, iştahsızlık ve lenfler üzerinde etkin. Duyguları dengeleyici, sinir dengeleyici, yaralanma ve yanma olaylarında sonra çabuk iyileştirici, beyin enerjisini dengeliyici. Mavi desenlisi, sabrı ve barış duygularını arttırır, sakinleştirir. H-CTR.

Amber: Açık sarı veya portakal. İlk Çağ´dan kalan taşlaşmış reçine oluşumu. Elektromanyetik. Solar Plexus şakrasını açar, ruhsal dengeyi, zihin açıklığını, güveni sağlar. Mide gerilimlerini, omurgayı, merkezi sinir sistemini, bellek kayıplarını, hücre yenilenmelerini düzenler. Sarı ve portakal renkli amberler, zihinsel ve duygusal uyumu sağlarlar. Amber özellikle, radyasyonun, x ışınlarının, güneşin, bilgisayarların, uçakların ve diğer aygıtların yaydığı enerjilerin zararlarını azaltır. Eski çağlarda kızılderililer ve Asyalılar tarafından kullanılırdı. Amber tesbihlerin gerilimleri giderdiği gözlemlenmiştir. H-T

Ametist: Yarı şeffaf, mor/levanta renklerinde. Fiziksel, imajinatif ve düşünsel dengeleyici. Uykuda veya uyanıldığında takılırsa, öfkeyi, sabırsızlığı ve kabusları engeller. Başağrıları, gözler, saç dökülmesi, kilo kaybı, kan şekeri dengesi üzerinde etkilidir. Hıçkırığın, alkolün, aşırı yemeğin zararlarını azaltır. İyi bir panzehirdir (özellikle alkole karşı). Ev hayvanlarının suyunun içine konulursa pireleri kaçırır. H-CTR

Aquamarin: Beril türü. Açık parlak mavi, mavi-yeşil renklerde. Sakinleştirici, güçlendirici; zihin açıcı; yaratıcılığı, ilişkilerin kolaylaşmasını, güven duygusunun artmasını sağlar. Gırtlak, tiroid, dalak (CTR), bağışıklık sistemi, timus, lenfler üzerinde yararlı etkiler oluşturur. Korkuları, huzursuzlukları, panik atakları yatıştırır, azaltır. Allerjik solunum rahatsızlıklarını yumuşatır. Eski çağlarda su yolculuklarında koruyucu olarak kabul edilirdi. H-CTR

Azurite: Koyu mavi, mavi-mor. Alın ve boğaz üzerinde aktiftir ama aşırıya kaçılmadan. Ayrıca bilinçaltını sakinleştirdiği iddia edilmektedir. Fiziksel güç sağlar, yaratıcılığı, kararlılığı, anlayışı, gerçekleri görmeyi geliştirir. Hücrelerin normaldışı davranışlarını dengeler. Tiroid, sinüsler, cilt sağlığı, dalak, sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratır. H-CTR-T

Bakır: Mükemmel enerji yöneticisi. Düşünce gücünü ve sağlığı güçlendirir, taşıyanın enerji alanına katkıda bulunur. Cilde temas ettirildiğinde, yatıştırıcıdır. Artrit, romatizma gibi yoğun enerji düğümlerini çözer. Bağırsaklara ve mideye yararlıdır. Sıcak duygular verir, öfkeyi, alınganlığı azaltır. Güneş ve Ay enerjilerini dengeler. H-CTR-T

 

Mercan: Kalsiyum ve kalsit. Kırmızı ve portakal rengi. Şakraları ve enerji akışını uyarır, döllenmeyi kolaylaştırır. Duygusal enerjiyi güçlendirir, kaslar, kan, kalp, yenilenme sistemi, tiroid, genel metabolizma, omurga, kemikler ve doku yenilenmesi mercanın olumlu etkilerini alırlar. Yüksek tansiyonda kullanılmamalıdır. Pembe mercan, kalp üzerinde dikkatle kullanılmalıdır. Beyaz mercan, uyarlılığı, dikkati arttırır, sinirleri yatıştırır, stresi azaltır, koku alma yetisini geliştirir. Siyah mercan enerji düzeyini arttırır. H-CTR-T

 

Elmas: Karbon oluşumu. Düşünceleri ve davranışları özümler, geliştirir, taşıyanın gücünü arttırır. Refah duygusunu arttırırken cömertlik sağlar, aşkı ve şehveti tahrik eder, inançsızlığı engeller, mutluluk verir. Tüm enerji bloklarını kaldırır, güven verir, düşünceleri netleştirir. Eskiler, panzehir olarak kullanırlardı. H-CTR

 

Zümrüt: Androjen. Kalbi güçlendirir, uyum, bolluk, barış, sabır, aşk, sadakat, dürüstlük getirdiğine inanılır. Depresyona, unutkanlığa iyi geldiğine inanılır. İlham verir, olumlu rüyalar gördürür. Solunumu, lenf sistemini, kanı, timusu, pankreası, kan şekerini, boşaltımı, görmeyi olumlu olarak etkiler. Genel şifa vericidir. Eskiler, kan zehirlenmesine iyi geldiğine inanırlardı. H-CTR-T (alüminyum katkısı varsa)

 

Lal: Uygun kesilirse ve parlatılırsa şifa vericidir. Parlaklığı önemlidir. Kırmızısı farklıdır (CTRS). Isıtır, duygusal ve fiziksel enerjiyi dengeler. Artrit ve felç durumlarında yararlıdır, eski kültürlerde bu amaçla kullanılırdı. Kaslara, böbreklere, böbrek taşlarına, yararlıdır. Yaşam ve seks gücünü arttırır, hormonları dengeler, döl verir. Kararlılığı, güveni ve kıskançlığı arttırır, kekemeliği azaltır veya önler. Portakal renklisi ısıtıcı ve enerjiktir. Yeşili farklıdır CTR. H-T

 

Altın: Çok iyi uyarıcı. Güçlendirici ve manyetik alan katalizörü, özellikle kalp bölgesinde (solar plexus) etkin ve yararlı CTRS. Sinir sistemini, hazmı kolaylaştırır. Pozitif enerji verir ve güneş enerjisini özümletir. Kitlesel şifa verdiğine inanılır. Yanısıra hırsı da tahrik eder. Altın, bakır karışımı ısıyı, ruhsal yetileri körükler, diğer taşların etkilerini güçlendirir. Beyaz altın, Güneş ve Ay enerjisini bütünleştirir, güçlendirir H-CTR

 

Yeşim: Bazen som, bazen şeffaf. Yeşil. Sağlık ve yaşam verici. Eski Çin´de cesaret, bilgelik, adalet verdiğine inanılırdı. Duygusal dengeyi, aşkı, sadakati, barışı, uyumu güçlendirir, utangaçlığı ve gururu kırar. Akciğerler, kalp, timus, bağışıklık sistemi, böbrekler, kan temizleme ve sinir sistemleri üzerinde olumlu etkiler verir. Etkileri kalıcı ve yumuşaktır, H-CTR.

 

Lapis Lazuli: Som, mavi renkli. Meditasyonda kullanılır, yol gösterici, ilham verici ve bilinç yükselticidir. Düşünceleri organize eder. Gırtlak ve tiroid açıcıdır. Rüya bilincini arttırır, huzursuzluğu, bellek kayıplarını, utangaçlığı ve anxietiyi azaltır. Beş duyuyu güçlendirir. DNA ve lenf sistemleri üzerinde etkilidir. Baş ağrılarına ve bazı sancılara yararlıdır H-CTR..

 

Mermer: Dengeleyici ve bileyici. Duygusal şiddeti frenleyici. Yönetici değildir ama enerji akışını organize eder. Siyah mermer CTR duyguları keskinleştirir, yeşil mermer kalp şakrasını temizler, sarı mermer mantığı güçlendirir, mavi mermer CTR temizleyicidir, H-CTR.
 

Kantaşı: Koyu yeşil, kızıl damarlı. Elektromanyetik (yüksek demir içerdiği için). Antik Mısır´da sakinleştirici, yaşam verici olduğuna inanılırdı. Kramplara, anemiye, basura iyi geldiği kabul edilir. Hamileliği kolaylaştırır, kanı temizler, dolaşımı rahatlatır. Olumlu olarak ilik, timus ve akciğerler üzerinde etkilidir. H-CTR

Pirinç: Yassı halde. Toprak enerjisi içerir ama çok etkin değildir, genellikle sağlık amacıyla kullanılmaz, enerjiyi bloke eder. Buna karşın kötü enerjilere karşı engelleyici olarak kullanılır, duyarlılığı ve uyanıklılığı arttırır.CTR 

 

Opal: Bir silikat türü. Su içerir ve duygularla ilişkilidir. Duyusal yansımaları, içe dönük duyguları, aşkı ve kıskançlığı açığa çıkarır. Opal, genel engelleyici değildir, belli noktalarda etkindir. Rüyalar ve imajinasyon üzerinde etkilidir. Duyguların ve düşüncelerin dengesini ve de kolay özümlenmesini sağlar. Güneş enerjisini soğutur, uzaklıştırır. Tuz ve asitli yiyeceklerin zararlarını azaltır CTRS.

Quartz:"Kaya Cristali": Çok çeşidi ve formu vardır. En çok bilinen şifa taşıdır. Bir enerji deposudur, alır, şekillendirir ve geri yollar. İdeal bir meditasyon taşıdır. Doğal kristaller dokuları ve vücuttaki tüm sıvıları yenilerken, taze sağlık frekansları yayarlar. Mavi veya gri-morumsu kristal kalp ve boğaz bölgelerinde etkindir, yaratıcılık verir, zihinsel iletişimi kolaylaştırır. Bağışıklığı arttırırken, B vitaminini ve iyodu güçlendirerek tiroide yardımcı olur. Mavi kuartz kristali cam gibi parlatılmalıdır, evrimsel kaynak gücünü arttırır. Pembe kristal, aşk, güzellik, barış, bağışlama, duygusal denge oluşturur. Yumuşak ve ısıtıcıdır. Duygusal yaraları, stresi, incinmeleri ve öfkeyi iyileştirir. İtibar kayıplarında duyulan güvensizliğe yararlı olur. Temizleyici ve şarj edicidir H-CTR.

Dumanlı kuartz: kristalleri malt veya açık çukulata rengindedir. Özellikle de derin meditasyon seanslarında çok etkindir, kök şakrayı doğrudan etkiler, büyük bir huzur sağlar. Eskiler döllenme enerjisi olarak kullanırlar, dengesizlikleri düzelttiğine inanırlardı.

Kırmızı Turmalin: Güç ve yaşam kaynağı. Kalp ve beden arasındaki uyumu, aşkı, cesareti dengeler, güçlendirir. Buna karşın kıskançlığı ve sabit fikirliliği de uyarır. Kırmızı Turmalin, yüksek dozda lityum içerdiğinden, dünyasal tüm enerjileri bilinç düzeyinde dengeler, denge bedenin elektrokimyasal düzeyinde sağlanır. Yüksek dozdaki ağrılara yararlı olur, radyasyona karşı etkin ve yararlıdır CTR.

Yakut: Kırmızı. Krom içerir ve bu nedenle kan şekerini dengeler. Tükenen enerjiyi şarj eder ve soğuk bölgeyi ısıtır. Kalbe fiziksel ve duygusal güç verirken, aşkı, cesareti, güvenceyi, yaşam gücünü, liderlik güdüsünü ve başarıya inancı geliştirir. Tüm duyguları şiddetle etkiler ve arttırır. Kolestrole, kan zehirlenmelerine, alkol ve kafeinden gelen zararlara, seksüel bloklara olumlu etkiler verir. Kadınların regl dönemlerinde yararlıdır H-CTR-T.

Safir: Mavi, yeşil, pembe, mor renkleri vardır, yakutla ilişkilidir. Mavi safir, ilhamı, ruhsal gücü geliştirir, tiroide iyi gelir, epilepsiye karşı kullanılır, cildi . Koruyucu ve güçlendiricidir. Kötü olaylardan önce taşındığında, yararlı olduğuna inanılırdı H-CTR-T.

Gümüş: Duygusal, ruhsal ve fiziksel uyum sağlayıcı ve temizleyici. Düşünceleri netleştirirken, dayanıklılığı arttırır. Ay enerjisi gibi teskin edici, serinleticidir, sinir sistemi streslerini giderir. Üst enerji merkezlerinde daha etkindir. Bir takı olarak taşınmasında büyük yarar vardır H-CTR .

Topaz: Altın veya pembe şampanya renkli kristal. Çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturarak göğüs bölgesini etkiler (solar plexus). Zihinsel açıklığı, yüksek konsantrasyonu, ist düzey bilinç oluşumlarını, güveni, karizmatik enerjiyi sağlar. Duygusal dalgalanmalara, bellek azalmalarına, yorgunluklara, korku ve endişelere, midevi gerilimlere ve sinir sistemindeki çöküntülere yardımcı olur. Karaciğeri ve pankreası temizler, kan şekerini düzenler, dokuları destekler, fizik bedenle , astral beden arasındaki uyumu sağlar. Yaydığı enerji, sıcak ve güneş ışığı gibidir. Pembe topaz, ruhsal yetenekleri geliştirir, yaratıcılık verir ve amaca yönelmeye destek olur H-CTR

Garnet: Bir doğal silikat oluşumudur. Bu taşın güçlü renkleri ve ışığı var. Garnet ilham açıcı ve yaratıcı bir taş olarak tanınır, ayrıca trankilizen etkiler yayar.

Wulfenit: Yaklaşık 2000 çeşit mineral iyi bir kristali oluşturur. Bu mükemmel sarı kristallere Wulfenit denir. Mineral şifacılıkta, toplu olarak kullanılırlar.