Garip olaylar devam ediyor

 

Akrebin Huyu Budur...

Batı İran´da bulunan Ilam bölgesinde, Zade ailesi bir akrep yüzünden toptan ölümden döndü. Akrep evdeki çaydanlığın içine saklanmıştı. Anne Hadi Zade çaydanlığı alarak çalkaladı ve suyla doldurarak ateşin üzerine koydu ama akrep çaydanlığın eğik boru biçimindeki ağız kısmına kaçarak saklandı. Fakat suyun kaynaması ve ısının artması sonucunda haşlanmadan evvel, tüm zehirini suya akıttı. Çaya karışan zehir beş kişilik ailenin tümünü zehirledi, kısacası paçayı zor kurtardılar. Akrep ise çaydanlığın içinde pişmiş olarak bulundu. Uzmanlar, akrep zehirinin sadece kan yoluyla etki yaptağını biliyorlar ama beş kişinin nasıl olup ta içtikleri çaydan zehirlendiklerini anlayamıyorlar. Olay İran´daki ´Hamchahri´ gazetesinde yayınlandı.

 

 

Poe, Kudurarak Ölmüştü!

Tüm zamanların en iyi ozanlarından ve korku yazarlarından birisi olan Edgar A. Poe mutlu bir insan değildi. İki yaşında annesi tarafından terkedilmiş, ardından babası içki ve kumar mahvolmuştu. Poe´da mutsuz yaşadı ve 39 yaşındayken 1849 yılında öldü. Ölüm nedeni olarak içki içmesi gösterilmişti, zaten çok içen biriydi. Fakat R. Michael Benitez adlı bir kardiyolog Poe´nun mezarından örnekler aldıktan sonra, büyük ozanın alkolden değil, kuduzdan ölmüş olduğunu iddia ediyor. Bu iddia, geçenlerde Maryland Tıp Jurnali´nde yayınlandı. 28 Eylül 1849´da Poe trenle, Virginia´da Richmond´dan Baltimore´a gitdiyordu. Oradan da Philadelphia´ya geçecekti ki. hastalandı. 3 Ekim´de Baltimore´daki Ryan´ın Yeri adlı barın yakınında, yerde bilinçsiz olarak yatarken bulundu. Birçok kişinin ifadesine göre elbiseleri vahşice parçalanmıştı oysa Poe giyimine özen gösteren birydi. Bilinci yerine geldiğinde, aşırı terliyor, hayaller görüyor ve görünmeyen arkadaşlarıyla konuşup, bağırıyordu. Üçüncü günde iyileşir gibi oldu ama hasta olduğunu hatırlayamiyordu. Ertesi gün, yine çırpınmaya ve bağırmaya başladı, aynı günün akşamında birdenbire sessizleşti ve öldü. Hastane yetkilileri "beyin kanaması" teşhisi koyarak, gömülme iznini verdiler ve otopsi yapılmadı. Tıbbi kayıtlar Poe´nun yüksek ateşten kendisini oradan oraya attığını, alkolü ve suyu reddettiğini gösteriyorlar. Kuduza yakalananlarda görülen belirtiler de böyledir. Ama bazen virüs uyur ve kurbanların çoğu ne zaman ve nerede virüsü aldıklarını hatırlayamazlar. Ve herşey birden biter, virüs uyuduğu süre kadar olan günde kurbanını öldürür ve Poe´de dört günde ölmüştü. Benitez´e göre virüsü dört yıl evvel almış olmalıydı. Poe´nun ısırıldığı bilinmiyor, o da kediler ve köpeklerle beraberdi. Benitez ise kuduz virüsünün ölümden sonra bile yaşadığını biliyor ve örnekleri gösteriyor. Ve eğer başka bir neden yoksa, Poe´nun kuduzdan öldüğü anlaşılıyor.

 

Gerizekalılar tarikatı

Hong Kong Hükümeti, Zion Tarikatı´nın lideri olan Leung Yat-Wah´a karşı dava açtı. Yüzyılın en inanılmaz davalarından birisi olan davanın konusu şu; Wah, 2000 müridine çok büyük miktarlarda hidrojen peroksit içirmişti. Haziran ayında Kanada´dan deniz yoluyla getirilen peroksit, küçük şişeler içinde satılmıştı. Tarikatın lideri peroksitin boğaz ağrısından, AIDS´e kadar herşeye iyi geldiğini söyleyince, 2000 kişi şişelerce peroksiti bir güzel içtiler. Herbir şişe 2.70 pound´a satılmıştı. Kimyasal deneyler sonunda anlaşıldı ki, içenlerin vücütlarındaki oksijen habbeleri büyümüş, soluk almaları zorlaşmış ve kalp krizi geçirenler olmuştu. Bunun dışında müridlerde isilikler çıkmış, baş dönmeleri başlamış ve ishal başlamıştı. Bunlar yan etkilerdiler ama Lider Wah, ruhlarının ve bedenlerinin temizlendiğini söylüyordu. Müridlerden 28 yaşındaki öğretmen Hosanna Law Chor-Hing, üç hafta boyunca günde 75 damla peroksit aldıklarını ve aynı dozun çocuklara da verildiğini söyledi. Lider Wah, 1991´den beri tarikatın başında ama geçen yıl Kanada´dan kovulmuştu.

 

Kafasının arkasından çıkan ok

Portland Üniversitesi tıp fakültesi acil servis doktorları, bir gece kafasına av oku saplanmış bir adamla karşılaştılar ama bu adam hastaneye alınmadı. Tony Roberts 25 yaşındaydı, hafta sonu tatilinde bir arkadaşı bira şişelerine ok atarken hedefi şaşırmış ve ok gelip Tony´nin sağ gözüne girmişti. Doktorlar okun sadece bir mm. sola kayması halinde ana kan damarının kesileceğini ve öleceğini belirttiler. Nörocerrah Dr. Johnny Delashaw, okun beyne 20-25 cm girmiş olarak kafanın arkasından çıkmış olduğunu ve belki de çok önemli damarların kopmuş olabileceğini belirtiyordu, üstelik Delashaw Tony´nin oku çekip çıkarmaya çalışarak kendisini öldürme noktasına geldiğini de söylüyordu. Ok yerinden çıkarıldı ameliyat tahminlerin aksine çok kolay geçti, hiçbir damar ve hayati merkez zarar görmemişti. Bütün bunlardan sonra Tony hastane masraflarına itiraz edince kıyamet koptu çünkü Tony´nin ve oku atan arkadaşının meslekleri ortaya çıkmıştı; ikisi de tehlikeli film sahnelerinde oynayan birer dublördüler. Olay, kaza falan değildi, oturup tehlikeli bir sahnenin provasını yapmışlardı. Sonuçta hala sigorta kavgaları sürmekte...

 

Şansın bu kadarı da fazla...

İngiltere, Norwich´de kamp yapan 23 yaşındaki kampçının çadırının üzerine 33.000 voltluk bir yüksek gerilim kablosu düştü. Kampçı ucuz olsun diye paralı kamp alanının dışına çıkıp gerilim hatlarının altına çadırını kurmuştu. Karanlık olduğu için de çevredeki uyarı levhalarını görmemişti. Yoldan geçenler önce bir parıltı, ardından da bir haykırma duymuşlar ve hemen ambülans çağırmışlardı. İtfaiyeciler kabloyu kaldırarak adamı çadırın içinden çıkardıklarında, sadece ellerinin yanmış olduğunu gördüler. Elektrik idaresinin yetkilisi şöyle diyordu; "Bu kadar şans görülmemiştir, adam küçük yanıklarla kurtulmuş oysa bu hatlardaki enerji yükü çok fazladır, yaklaşmak bile tehlikelidir. Çadırın metal elyafdan yapılmış olması onu kurtarmış. Ayrıca şoku yeyince, kuzeye doğru düşerek, kutbi manyetik alan doğrultusunda bir hat oluşturmuş ve enerji üzerinden akarak yere demir çivilerle çakılı olan metalik tente aracılığı ile toprağa geçmiş. Böylesi hiç yaşanmadı."

 

Schumann ve Kaybolan Konçertosu

Robert Alexander Schumann 8 Haziran 1810´da Almanya´nın Zwickau şehrinde doğmuş ve edinilen bilgilere göre Bonn civarında 1856 yılında delirerek ölmüştür. Müzik tarihinin en çok sevilen insanlarından biriydi. Eşi Clara piyano virtüözüydü. Sanatın zirvelerindeyken şahane müzik eserleri yaratmıştı. Yaşlandıkça Schumann içine kapandı. 1850 yıllarına doğru maddi sıkıntıdan dolayı ek işler yapmaya başlasa da çok geçmeden bırakmak zorunda kalmıştı. 1845 yılında rahatsızlanmış ve kendisini Rhine nehrine atmıştı. Fakat kurtarıldı, olaydan sonra Schumann akıl hastanesine kaldırıldı ve iki yıl sonra da vefat etti. Schumann sağlığında Spiritüalist toplantılara katılıyordu, ruh çağırma tutkusuna kapılmıştı . Bu toplantılarda Beethoven´in kendisiyle bağlantı kurmak istediğinden bahsederdi. Son kompozisyonu piyano için beş varyasyonlu bir parçaydı. Bu eserini rüyasında görünen Schubert ve Mendelesshon´un yazdırdıklarını söylüyordu. Schumann´ın ruhuyla ile ilk olarak 1933 yılının Mart ayında Baron Palmstierna´nın yönettiği iki medyum aracılığı ile irtibat kurulmuştu. Celse medyomlarından Yelly dAranyl Schumann´ın kayıp olan bir eserini bulabileceğini söylemişti. Bu eser bestecinin tek keman konçertosuydu. O zamana kadar üstadın böyle bir eseri olduğu bilinmiyordu. İki hafta sonra yapılan celsede bir ipucuna rastlandı: Olay, müzik eleştirmeni Prof. Donalt Toyev´e anlatıldı. Toyev, kendisinin böyle bir konçertoyu duyduğunu fakat şimdi nerede olabileceği konusu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Aslında Schumann da eserinin nerede olduğunu bilmiyordu. Ağustos ayına kadar devam eden celselerde adı geçen eser önce Hochschule´de sonra da Berlin´de aranmıştı. Sonunda celseyi yöneten Baron´un araştırmalarıyla eser Berlin Deutsche Staatsbibliothek arşivlerinde bulundu. Konçerto gün ışığına çıkınca Schumann´ın bunu Joseph Joachim´e atfen yazıldığı öğrenildi. Eser halk huzurunda hiç çalınmamıştı. Bu arada Schumann ile kurulan ruhsal irtibatlar halen devam etmekteydi ve besteci konçertonun yarım olmadığını söylüyordu. Schumann´ın D minör keman konçertosu 1937´de basına açıklandı. İlk olarak Adolf Hitler´in emriyle Berlin Filarmoni Orkestrası eşliğinde George Kulenkampff tarafından çalındı. 1938 yılında aynı zamanda iyi bir piyanist olan medyom Yelly dAranyi tarafından konçerto bir kez daha çalındı ve Medyom Yelly sonradan bu konserine hazırlanırken Schumann´dan yardım aldığını söylüyordu. Suçlu acaba kimdi? Schumann mı yoksa Kozmik Şakacı mı?

Yeni yorum gönder

CAPTCHA
Bu soru sayfayı dolduranın bir otomatik program olmaması için düzenlenmiştir.
2 + 14 =
Sorunun cevabini yazin. Orn: 1+3 icin 4 yazin